🎇 Sinekli Bakkal Kitabı Hakkında Sorular

y0yW. Sinekli Bakkal Kısa Özet Can Yayınları, büyük yazar, düşünür ve tarihsel kişiliği ile Türk kadınına önderlik etmiş eylem kadını Halide Edib Adıvar’ın bütün yapıtlarını yeniden, özenli bir biçimde yayınlamaya bugüne kadar defalarca basılmış, milyonlarca okur tarafından okunmuş ve güncelliğini hiç yitirmemiş romanı Sinekli Bakkal, Türk romanı içerisinde özel bir yere sahip. "Roman," dendiğinde aklımıza helen ilk kitaplardan biri olan bu yapıtı Selim İleri’nin yazdığı sonsöz eşliğinde basılmış, kuşaklardan kuşaklara ulaşabilmiş Sinekli Bakkal, II. Abdülhamid dönemini bir geçmiş zaman dekoru önünde yansıtarak, eskiden yeniye devralınması gereken kültür, sanat ve töre değerleri üzerinde durur. Bir anlamda, yazar ve eseri, tarihi süreklilik arayışı içerisindedirler. Eğitim Öğretim İle İlgili Tüm Belgeler > Kitap Özetleri > Roman Özetleri SİNEKLİ BAKKAL 4 ÖZET KİTAP ÖZETİ ROMAN ÖZETİ Yazarı Halide Edip ADIVAR Kitabın Konusu Halide Edip Adıvar'ın edebî anlayışı ve sanatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. II. Abdülhamit dönemi şartlarını fakir bir mahalle çerçevesinde anlatan bir romandır. Romanda dönemin her kesimden insan bir arada ve tüm özellikleriyle yer alır. Bu bakımdan, döneme her yönüyle ışık tutan çok önemli bir eserdir. Kitabın Kahramanları, Kişileri, Şahıs Kadrosu Emine Sinekli Bakkal Sokağı'nın imamının kızı. Kız Tevfik'in karısı, Rabia'nın annesidir. Babasının verdiği eğitim nedeniyle oldukça tutucu ve hayata maddi açılardan bakan bir kahramandır. Kız Tevfik Rabia'nın babasıdır. Karısı Emine'nin aksine, rahat, deli dolu, neşeli bir kahramandır. Tiyatro ile uğraşmaktadır. Rabia Ailesinden dini eğitim almış, sesi çok güzel olan bir genç kızdır. Musiki ile uğraşmaktadır. Dinine bağlı bir kişi olan Rabia, romanın baş kahramanıdır. Romanda Doğu medeniyetini temsil etmektedir. Peregrini İtalyan asıllı bir kişidir. Romanda musiki ile uğraşan, duygusal, hassas bir kahraman olarak işlenir. Batı medeniyetini temsil eder. Vehbi Dede Mistik bir kişiliktir. Kâmil insanı sembolize eder. Dinî ve şahsi özellikleri bir arada işlenir. Olgun, bilge, zarif bir kahramandır. Diğer Kahramanlar İmam, Zaptiye Nazırı Selim Paşa, oğlu Hilmi Bey. Kitabın Özeti Sinekli Bakkal, Abdülhamit Devri İstanbul’unu birçok tipleri ile, adet ve görenekleri ile, her zümre katında yaşanan hayatları ile hafiyeleri, hürriyetçi gençleri, imamları dergahları, konakları ve eğlenceleri ile en başarılı anlatan bir töre romanıdır. Yapıt mistik bir görüş üzerine oturtulmuştur. Tevfik dul annesiyle dayısı bakkal Mustafa Efendi’nin evinde yatar kalkardı. İhtiyarın bütün ısrarına rağmen ne bir yere çırak oldu, ne bir sanata girdi. Başıboş İstanbul sokaklarında sürter dururdu. Bütün havailikle beraber gene İstanbul’un huda-i nabit yetiştirdiği halk sanatkarlarının hususiyetlerini de gösteriyordu. s 13 Sanatkarlık pek erken, dayısının bahçesinde Ramazan geceleri Karagöz oynatırken başladı. Bu işten oğlana cep haçlığı çıkacağını hesap eden Mustafa Efendi itiraz etmedi. Me’mulunden çok kolay kopardığı izni alır almaz, Tevfik, tavan arasından eski mukavva kutuları sırtladı; dükkandan beş on renkli kalem aşırdı; bir hafta mütemadiyen kesti, biçti, boyadı; bir alay kağıttan sanatkar tipi ortaya attı. Hatta Karagöz takımına bir iki yeni sima bile ilave etti. s 13 Başlıcaları Mustafa Efendiye benzeyen bir bakkal, imama benzeyen, yerden bitme, koca sarıklı bir ihtiyar imam. Birde Emine’nin eşi küçük bir mahalle güzeli. Emine huysuz imamın kızı. Perde kurup, şem’a yakıp “zıll-ü hayal” göstermeye başladığı gecenin haftasında çocuk seyircilerin arasında bir sürü yaşlı başlı adam peyda oldu. Haftanın bir gecesinde yalnız kadınlara oynayacak kadar mahallede rağbet kazandı. s 14 Bakkal ile imamın karikatürleri perdede belirince büyükler arasında hafif bir fısıltı başlıyor, mahalle güzeli çıkar çıkmaz, çocuklar ayaklarını yere vuruyor. “Eminedir Emine” diye bir ezgi tutturuyorlardı. s 14 On dokuz yaşında, Tevfik, kadın rolüne çıkan orta oyuncularının en meşhurlarından olmuştu. Erkekler kendisine pek yüz vermezlerdi nede olsa semtlerinde yetişmiş bir gencin, yüzüne ladenden ben koyup, kaşına rastık, gözüne sürme çekip kırıtması cinsi haysiyetlerine dokunuyordu. Fakat en ciddisi bile onun maskaralığına gülmekten kırıldı. Hatta civarın kibar tarafında konağı olan Zaptiye Nazırı Selim Paşa’da Tevfik’i görmeğe gitmiş, şanına yaraşmayacak bir hafiflikle kahkaha salıvermişti. s 14 Tevfik imamın kızı Emine’ye aşık olur. Emine gayet tutucu, ağırbaşlı, disiplinli bir kızdır. Tevfik ise gayet lakayt, başıboş, ciddiyetsizdir. Fakat buna rağmen Emine’nin gönlüde Tevfik’e kayar ve onunda kaçar. Bunun üzerine imam Emine’yi evlatlıktan reddeder. Emine ile Tevfik Sinekli Bakkalın üstündeki, Tevfik’e dayısından kalan evde, beraber yaşarlar. Tevfik Emine ile evlendikten sonra dükkanı bütün bütün boşlar. Emine sayesinde dükkana bir disiplin, temizlik düzen gelmiştir. Emine Tevfik’i bir çırak gibi kullanmaya başlar. Birgün Emine yalnız yatarken dükkandan ses geldiğini duyar ve aşağıya iner. Gizlice dükanda olanlara bakar. Tevfik kendi gibi birkaç arkadaşını toplamıştır. Birde Emine’nin bıyıklarını alışının taklidini yapar ve arkadaşları ile beraber kahkaha ile gülerler. Bu olay Emine’nin çok zoruna gider. Hangi Müslüman helalini böyle teşhir edebilirdi. Bunu hazmedemez ve babasının evine gider. Babası Emine’yi istemez. Emine bunun üzerine kendini öldüreceğini söyler ve komşuların baskısı ile babası Emine’yi eve alır. Tevfik Emine’nin gidişine çok üzülür. Her gün ona bozuk imlasıyla feryat nameler gönderirdi. Fakat nafile, bir cevap alamadı. Kendini içkiye verdi. Çeşme başındaki kadınlara dert yanmaya kadar gider. Bunun üzerine karakola çağrılır ve dövülür. Tevfik, dükkanını bütün bütün kapadı. Sinekli Bakkal’dan kayboldu. Fakat çok geçmeden Tevfik’in şöhreti tekrar mahalleyi çınlattı. Bu defa “Bakkal çırağı” isminde bir oyun uydurmuştu. Bu, bir bakkal kadınla çırak olan kocası arasında bir maceraydı. Bütün İstanbul gülmekten kırılıyor, ecnebiler bile bu oyunu görmek için Göksu’ya gidiyorlardı. Değil büyük konaklara, hatta saraya da çağrılan bir oyuncu olmuştu. s 22 Bu haberi Emine, babasının evine döndükten sonra aldı. İşin en felaketli tarafı Emine’nin dükkanı terk ettikten sonra anladığı gebeliğinin hayli olmasındaydı. Bütün Sinekli Bakkal açıktan açığa “Bakkal çırağı” oyunundaki kadının Emine olduğunu bilgi söylüyorlardı. Kısmen Emine’nin zorundan, kısmen de Tevfik’in gazabından imam, boşanma için mahkemeye müracaat etti. Mahkeme sonucunda Tevfik Emine’yi boşamaya mecbur oldu. Çıkan olaylar sonucu saray, Tevfik’i bir zaman İstanbuldan ayırmaya karar verdi. Tevfik idareten Gelibolu’ya sürüldü. s 23 Bir sene geçmeden İstanbul Tevfik’i unutmuştu. Yalnız Sinekli Bakkal Emine’nin kucağında Tevfik’in kızını görünce onu hatırladı. Tevfik’in kızının adını Rabia koymuşlardı. s 23 Rabia, zamanındaki bütün akranları gibi, beş yaşında tabla dökmeye, kahve fincanı yıkamaya başladı. Yedi yaşında adam akıllı ev işi gören bir kızdı. Hele büyükbabasının hizmetine hep o bakardı. Bunalar Sinekli Bakkal’da her kız çocuğu için o zaman tabii olan şeylerdi. Rabia’yı öteki çocuklardan ayıran şey, imamın tesirine bu kadar erken maruz olmasıydı. s 24 Başka çocuklar, o yaşta nasıl bayram salıncağı, kukla oyunu ile aşina iseler, Rabia’da o kadar cennet ve cehennem denilen yerlere aşinaydı. İmam Efendi Emine – Tevfik olayından ağzı yandığından Rabia’yı mahalle mektebine göndermedi. Onu kendisi eğitti. Rabia’nın bir şarkıyı bir defa dinledikten sonra ezberlemesi Emine’nin dikkatini çeker ve babası ile oturup konuştuktan sonra, Rabia’nın sesinin güzelliğinden dolayı da onu hafız olarak yetiştirmeye karar verirler. İlk başta farklı bir dili öğrenip ezberlemek yorumlamak zor geliyordu. Rabia’ya fakat sonra 11 yaşında iken İstanbul’un en küçük, fakat güzel üsluplar ve en yanık sesli hafızı olarak tanınır. Büyük mevlitlerde ve ramazanlarda mevlit okumaya başlar. İmam’ın iki ylda kazanamadığı parayı kazanır. Hayır sahibi bir kadın, merhametli ve yardım seven, sağ elinin verdiğini sol eli duymaz. Bu Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın karısı Sabiha Hanım’ın bir cepheden görünüşü. Fakat onun dedikoduya sebebiyet veren başka bir yüzü daha vardır. Saza, söze düşkün, başına bir sürü dalkavuk toolar. Dalkavuklardan çar çabuk bıkar, bir dalda durmayan bir kadın. Kahkahası daimi, neşesi mikrop gibi yakınlarına geçer. s 29 Sabiha Hanım’ın ahbabı olmayıp sırf hayran, kandil günleri etek öpmeye gelenler arasında Emine ve kızı Rabia’da vardır. Rabia Hanım Tevfik’ten dolayı Emine’yi sevmez. Halk türkülerini, oyun havalarını sevdiği kadar, en ağır musikiyi de seven bu ihtiyar kadın Rabia’nın sesi ve üslubu ile kendinden geçti. s 31 Kızdada babası gibi sanatkar istidadı var diye düşünür. Kızın ezikliğini içinde hisseder ve Selim Paşa’dan kızın akşamları konağa gelip kendisine bir şeyler okumasını ister. Rabia artık akşamları konağa gitmeye başlar. Konakta Vehbi Dede adında bir Mevlevi bir musikinasla tanışır. Vehbi Dede dünyayı anlayan ve seven bir tebessümle bakıyor hayatı bir şaka gibi görüyor. Konağı ziyaret edenlerden biri de Peregrini idir. Peregrini eski bir papazdır ve onbeş yıldan beri Türkiye’de yaşamaktadır ve piyano çalmaktaki usatlığı ile tanınır ve tanınmış ailenin fertlerine piyano dersi verir. Hilmi Bey’de bunlardan biridir. Hilmi Bey Sabiha Hanım’ın biricik oğludur. Selim Paşa hem kendi büyüklüğüne inanan erkek gibi kendisine benzer bir erkek evlat istemişti. Fakat “Bıyıklı” diye zikredilen Hilmi uslu ve zararsız bir çocuktu. Fakat ince, çelimsiz, büyük gözlü, çocukluğundan beri musikiye düşkün, peltek bir oğlandı. Bill hassa bu sene iki hususiyet Selim Paşanın sinirine dokunmuştu. Sabiha Hanımın evliliği süresince başka çocuk doğuramaması üzerine Selim Paşanın gizlice bir buğday tücarının kızıyla evlenir ve onu konaktan uzak bir semte yerleştirir. Fakat ikinci karısıda Hilmi’den daha çelimsiz bir kız doğurur. İki sense sonra, ölü bir kız daha doğrur ve kendiside ölür. s,37 Her ne kadar Selim Paşa bunları gizlice yapsa da Sabiha Hanımın her şeyden haberi vardır. Bundan sonra Selim Paşa her ne kadar bir erkek çocuk sahibi olamasa da bir daha kimseyle evlenmez eşiyle de arası çok iyidir. Sabiha Hanımı rahatsız eden tek husus oğluyla eşi arasındaki fikir tezadı idi. Paşa tamamen eski zaman adamı… samimi ve kendi ölçülerine göre namuskar. Saltanatı ilahı bir hak diye tanır ve padişaha muhalif olana _ kim olursa olsun _ akrep gibi ezmeyi, zaptiye nazırının vazifesi oldugunu söyledi. Onu, en çok çileden çıkaran şey genç Türklük lakırdısıydı. Halbuki Hilmi bi tarafdan annesine acıyıp bir şeyler okuyor genç Türklükten bahsediyor, hatta padişaha dil uzatıyordu. Fazla olarak, arkadasları pek garip pek züppe gençlerdi Sabiha Hanım bunları onların gençliğine verirken bir yandan da ya böyle devam edip de Selim Paşa ile iyice bozuşurlarsa diye tedirgin oluyordu. Sabiha Hanımın tek derdi bu değildir. Gelini Dürnev’le de problemleri vardır. Dürnev’i küçükken konaka almış ve onu eğitip oğluna nikahlamıştır. Gelinine haddini bildirmek için kanarya adında bir Çerkez’i de konağa alır. Fakat iş hiçte istediği gibi gitmez. Dürnev Kanarya ile can dostu olur. Onun oyun ve musiki dersleri ile ilgilenir hatta onu kontrol için kayınpederinide sık sık odasına çağırır. Konakta işler biraz karmaşıktır. Artık Rabia sık sık konağa gelip gitmektedir Selim Paşa Tevfik’in böyle bir kızı olduguna inanamaz onun eğitimi ile yakından ilgilenir. Sabiha Hanımda onu evladı gibi sever. Rabia’yı Dede Efendinin eğitimine vermeyi düşünürler. İmam bu işe pek yanaşmaz fakat çıkarının olacağını düşünerek oany verir. Hilmi Bey de Rabia’nın kabiliyetinin etkisinde kalır ve onun Peregrini ile tanışıp çalışması taraftarıdır zaten kabiliyetlidir. Günden güne Vehbi Dede’nin öğrettiği Kur’an okumaktan çok daha farklı olan musikinin içten gelen vurgularına alışıyor ve benimsiyordu. Peregrini her Perşembe akşamı _o akşamları Paşa gece yarısına kadara dairede geçirdiği için _konağa gelir Hilmi’nin derse başladıktan 8 ay sonra kızı Peregrini’ye dinletmeye karar verir ve anasının onayını aldıktan sonra bir akşam Rabia yı kalfa Hilmi’nin odasına çıkarır. Fakat Rabia Selim Paşa ve Hilmi arasındaki fikir zıtlığından dolayı Peregri’nin yanına gitmek istemez ve ondan korkar Peregrini sedef sesin etkisinde kalır. Konakta ki Rabia’yı Şevket Ağa evine götürürdü. Yine bir akşam sinekli bakkal sokağına geldiklerinde Tevfik’lerin evinin ışığının yandığını görürler, eve hırsız girdiğini düşünürler Rabia gitmek ister fakat Şevket Ağa izin vermez. Daha sonra belki gelir ve Tevfik’in bir hafta önce geliğini söyler Rabia’nın kalbi kökünden taşan bir delilikle gümbür gümbür atıyor, elleri göğsünün üstünde kalbini bastırıyordu. Şevket Ağa adeta onun elinden tuttu, sürükledi. s 86 Sabah Rabia elinde sepeti ile Sinekli Bakkal sokağına sapar ve “İstanbul Bakkaliyesi” yazan levhanın yenilenmiş ve bakkalın kapısının açık olduğunu görür ve içeri dalar. Tevfik içerdedir, Tevfik dükkanın hazır olmadığını ama yinede siftah yapalım der. Kız alışveriş yaptığını söyler. Yarın ve her gün buradan alışveriş yapacağını söyler. Kızın sesindeki heyecan ve coşku Tevfik’in dikkatini çeker. Kimin nesi olduğunu sorar. - Babanın adı ne, kızım ? - Kız Tevfik. Tevfik Pervane gibi olmuştu. Kızın etrafında dolanıyor onu bağrına basıyor öpüp kokluyordu. Cüce Rakip –Tevfiklerin arkadaşı duvara dayanmış ağlıyordu. Tevfik’in çocuk ruhlu, cücenin çarpık ve küçük vücudu, hacet isteyen, sevgi bekleyen iki zavallı kimsesiz… Rabia ikisine birden sahip çıktı s 89 Tevfik Sürgünde geçen hasret ver gurbet yılarını anlatır, Rabia ağlar. Zati Bey Geliboluya Mutasarıf olunca sürgünlerin yüzü güldü. Ben derhal yanına kapılandım ve rahat ettim. Rabia bir türlü dükkandan ayrılmak istemez fakat annesinden çok korktuğundan tekrar geleceğini söyleyerek gider. Annesi ona çok kızar. Rabia babasının sürgünden geldiğini söylemez. Artık Rabia konağa gidiyorum diye Tevfik’in yanına gelir. Onun yanında çok mutludur. Katip, Tevfik ve Rabia çok mutlu bir üçlü olur. Annesi Rabia’nın konağa gitmediğini öğrenince ortalığı birbirine katar. Rabia Sabiha Hanıma babasının geldiğini ve onunla kalmak istediğini söyler. Emine bunu duyunca sinir krizi geçirir Rabia’yı öldürmek ister. Mahkemeye başvururlar Rabia reşit olduğu için anne veya babasını seçme hakkı verilir ve Rabia babasını seçer. İmam onu yetiştirmek için birçok emek harcadığını, hiçbir gelirinin olmadığını Rabia’nın geçimlerine katkısından bahseder ve Rabia’nın kazandığı parayı imama vermesi karar sonucu Rabia Tevfik’le kalmaya başlar. Üçlerin dükkan hayatı ertesi olmayan bir bayrama benziyordu. Onlara göre, kırık kaldırımlı, pis kokulu, karanlık Sinekli Bakkal yalnız neşe ile gümbür gümbür atan canlı bir kainatın ruhu, merkezi oluvermişti. Tevfik’in dükkanda yalnız olduğu bir gün Vehbi Dede dükkana gelir ve Tevfik ile Rabia hakkında konuşur onun yeteneğinden bahseder ve Rabia’ya ücretsiz ders vereceğini söyler. Tevfik’te kızı ile iftihar eder. Rabia’yı en çok tahlil eden yüzünün günden güne aldığı manayı gözden kaçırmayan evvela Peregrini oldu. Zıt tesirlerin bu yüzden çarpışmasını insan, boğa güreşini seyreden bir İspanyol ihtirasıyla takip ediyordu. Peregrini onunla fırsat düşdükçe konuşur sualler sorar, küçük gözleri kızın yüzünü delip damağına batmak istiyormuş gibi Rabia’nın gözlerine bakardı. Vehbi Dede de Rabia ile meşguldu. Fakat alakasını Pelegrini gibi sık göstermiyordu. Tevfik bir yerden bakkalla ilgilenirken biryerden de orta oyunculuğuna devam ediyordu. Aldığı teklifleri değerlendiriyordu. Mutlulardı fakat Rabia’nın annesiyle dargın olmamasını istiyordu. Birgün Rabia’yı Emine’nin elini öpmeye gönderir. Emine Rabia’yı kovar ondan sonra Rabia imamın evinin eşine bile basmaz. Selim Paşa’nın konağına gitmeye devam eder Rabia,Konağa yeni gelen baçıvan başısı Bayram Ağanın yiğeni Bilal ile tanışır. Selim Paşa Bilal’i Galata saray lisesine yazdırır. Bilal Rabia’ya aşık olur. Fakat Bayram Ağa Rabia’yı Bilal’e yakıştırmaz. Çünkü bilgi Bilal’in okuyup saraya damat olacanı hayal etmektedir. Bilal’le Rabia konağın bahçesinde buluşup konuşurlar dedikodular artar ve Bayram Ağa Rabia’yla bu işin olmayacanı konuşur. Tevfik Kabasakal kıraathanesinde aldığı bir teklifi değerlendirir. Yarattığı karekterle hem güldürücü hem düşündürücü kuklalardır. Tevfik’in artık dükkanla uğraşacak vakti kalmaz. eski işine kavuşmuştur. Dükkanla Rabia ve Rakım ilgileniyorlardı. Rabia artık büyümüş ve evlilik çağı gelmiştir. Fakat kimse onunla değil evlenmeye konuşamaya bile cesaret edemez. Fakat bir gün mahallenin külhan beyi Sabit Beyağabey Rabia’nın yalnız olduğu bir vakit dükkana dalar. Rabia hiç oralı olmaz. Sabit Beyağabey varlığını hissetmeye çalışacak hareketler yapar ve yine Rabia oralı olmaz. Sabit Beyağabey’in sözleri Rabia’nın sabrını taşırır ve onu dükkandan kovar. Bunun üzerine Sabit Beyağabey Rabia’ya yan gözle bakaçak kişinin karşısında oldugunu söyler ve bacı kardeş gibi geçinirler. Rabia’nın artık konser halinde devam eden musiki dersleri Hilmi’nin odasında Tevfik’in boş olduğu Perşembe akşamına tesadüf ediyordu. Peregrini onlara piyano çalıyor, o, piyano çaılnca Rabia piyanoya dayanıp etrafı izledi. Dört sene evvel piyanoya yetişemeyen bu kız, piyanonun üstunden etrafı seyrediyoru. Elleri titredi. Sanki Rabia, Peregrini’nin düşündüklerini hissetmiş gibi utandı. Bundan sonra Rabia’nın zihni Peregrini ile ilgilenmeye başladı. Senelerden beri ona alışmış,bağlanmıştı. O, ötekilerden bambaşka, daha pek canlı bir insandı. Rabia en çok onu ellerini hissederdi. Zihnin bunlarla meşgul olduğu bir gün Sabiha Hanım şaşırtan bir sual sordu - Hanımefendi, bir Müslüman kızı, bir Hristiyan’la evlense ne olur. Peregrini ile Vehbi Dede sık sık Tevfik’lere geliyorlar uzun uzun sohbet ediyorlardı. Tevfik sürgündeyken ona cok iyiliği dokunan Peregrine’ye Pembe de sık sık geliyordu. Rabia yine konağa gittiği bir gün Sabiha Hanım ona kısmeti çıktığını onu Hilmi’nin arkadaşı Galip’in istediğini söyler. Fakat Rabia sinekli bakkaldan Tevfikten Rakıp’tan ayrılıp bir konağa gidemeyeceğini düşünür ve reddeder. Fakat Bilal Rabia’nın Rabia’nın peşini bırakmamıştır. Onu büyük aşkla sever fakat Rabia ve Pembe onunla alay eder. Bilal sonunda Mihri ile evlenerek konağa damat olur. Bu arada Tevfik tifoya tutulur günlerce yatar ve bir hayli zayıflar. Sürekli Emine’yi sayıklar. Aradan birkaç gün geçmeden Emine ölür. Fakat Rabia Tevfik’e bunu söylemez. Bir gün dükkana yabancı birisi gelir ve Tevfik’i alır götürür, Zati Bey’in adamıdır bu yabancı. Tevfik Zati Bey’in huzuruna çıkar. Zati Bey ona hafiyelik teklif eder. Yani selim paşanın konağında olup bitenleri, Hilmi’nin faaliyetlerini gelip anlatmasını ister fakat Tevfik bunu kabul etmez. Zati Bey Tevfik’e bir daha Karagöz oynamamasını da söyler, yoksa saraya bu durumu bildireceğinden bahseder. Bu sırada Hilmi Bey ve yandaşları fikirlerini faaliyete geçirmeye başlamışlardır. Bazı kitap ve yayınlar ecnebi postaları vasıtasıyla alırlar. Kapitülasyonlar nedeniyle ecnebilerin üstleri olmadığı için rahatça bu yayınlar dağılır. TAki kadın kılığında birisinin postaneye gidip birçok kitabı alması ve bunun erkek olduğu anlaşıldıktan sonra karakola çekilmesi faaliyetin somut delili olur bu kişi Tevfik’tir. Selim Paşa midesine yumruk yemiş gibi olur en çok üzüldüğü de olunun korkak sefil olması ve saf Tevfik’e bu evrakların kime geldiğini, kim için çalıştığını sorarlar. Fakat onca dayak yemesine rağmen bir kelime bile etmez. Selim Paşa’da zar zorla ama nafile ağzını bile açmaz Tevfik. Rabia babasından dört gün haber alamadı. Selim Paşa Sabiha;Hanım’a Rabia’ya bir şey söylememesini tembih etmişti. Durum anlaşılır gibi olunca Sabiha Hanım durumu Rabia’ya anlatır. Rabia hemen karakola gider fakat ona Tevfik’i göstermezler. Selim Paşa’nın yanına gider nafile konaktaki Selim Paşa sanki kalbini söküp atmıştı karakola gelirken Rabia üzgün bir şekilde döner gider. Tek üzülen Rabia değildir. Sabiha Hanım’da çok üzgündür. Tevfik’in kimseyi ele vermemesine sevinir fakat gerçek ortaya çıkarsa hiç affetmezlerdi onları ya idam yada sürgün ederlerdi buna dayanamazdı. Ve korktuğu da başına gelir. Hilmi ve Tevfik Şam’a sürülür. Hilmi Şam’a Vali Muavini tayin edilir. Tabi febri bir muavinliktir bu. Birkaç gün sonra yola çıkarlar Rabia çok üzülür fakat elinden bir şey gelmez ve artık konağa da gitmez. Peregrini Rabia’yı yalnız bırakmak istemez ve Vehbi Dede’nin onu rahatlatacağını düşünür. Rakım ise zıt fikirdedir. Rabia üzüntüsünü belli etmemeye çalışsada gözyaşlarını içine akıtır. Artık pembede Rabia ile kalmaya başlar. Dede ve Peregrini Rabia’ya oldukça yakındırlar. Artık Rabia’nın hayatı yeni bir düzene giriyordu. Dünleri birbirine benziyordu. O saatleri mutfağın üstündeki odada musikisine hasrediyordu. Arada bir Vehbi Dede elinde bir mektupla gelir Rabia’nın yaşadığı o zaman anlaşılırdı. s 248 Peregrini bir gün Rabia’ya güzel bir iş bulduğunu söyler. Peregrini onu saraya götüreceğini söyler. Fakat Rabia ilk başta saraya gitmek istemez. Beklide babasının sürülmesini oraya bağladığındandır. Sarayın hanımı Sabiha Hanım’ın yanında aldığı daha sonra saraya hediye ettiği kanaryadır. Rabia kanarya ile vakit geçirir. Sarayda günleri iyi geçiyordu. Peregrininin aklından geçtikçe Rabia’ya yalnızlığını unutturmaya çalışıyordu. Fakat aldığı bir telgraf onu çok üzdü. Annesi ölmüştü ve ortadan kayboldu. Rabia onu düşünür olmuştu. Belki bir daha dönmeyecek diyordu. Kader bir Müslüman kızının gönlünü bir kafire vermiş ve nihayet bir mart sabahı Peregrini çıkıp gelmiştir. - Çok yalnız kaldım Rabia Hanım s 306 Daha sonra asıl söyleyeceklerini nasıl ifade edeceğini düşünür birden. - Ben sissiz yaşayamayacağımı anladım, sizinle evlenmek istiyorum! Rabia’nın ipek kirpikleri birden bire kalktı gözlerindeki samimiyeti ve cesareti Peregriniyi şaşırttı. - Bana da sissiz yaşamak çok güç geldi. Fakat nasıl evlenebiliriz ?dinlerimiz ayrı. Peregrini böyle şeylere ehemmiyet verilmeyen bir yere gitmeyi teklif eder. Rabia kabul etmez. Peregrini, Rabia’nın hep Osman istediğini kabul etmediğini söyler ver Müslüman olur. Onca parasının olmasının rağmen Rabia’nın sinekli bakkaldan ayrılmaması üzerine orada yaşamaya devam ederler. Peregrini,Rabia’nın doğup büyüdüğü yeri ve dedesini ziyaret eder. Dedesi hasta ve bir müddet sonra ölür. Rabia’nın isteği üzerine oraya taşınırlar. Rabia hamiledir ve fena şekilde hastalanır. Doktorlar da sık sık gelip giderler ve Rabia kıssa sürede iyileşir. Selim Paşa cülus zamanı sürgündekilerin döneceğini söyler ve 1908 ihtilalinde sürgündekiler gelir. Vehbi dede ve Osman Tevfik’i karşılamaya giderler. Tevfik onları görünce çok sevinir ve hemen Rabia’yı sorar. -Rabia nerede? -Torununu süslüyor… Ana, Oğul sinekli bakkal kahramanını bekliyor. -Torun… torun… Tevfik’in gözlerinden iki yaş yanaklarına damlar ve Vehbi Dede - Hayal takımına bir çocuk ilave edersin. Tevfik! s452 Kitabın Ana Fikri Halide Edipin gözünde ideal Türk kadının doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğini; akla dayanan Batı felsefesinin birer temsilcisiolduğunu topluma göstermek istemiştir. Kitaptaki Olayların Ve Şahısların Değerlendirilmesi Rabia Romanın asıl kahramanı İlhâmi İmamın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı “Rabia”dır. Rabia, Yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve “İdeal Türk kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi İmam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülüyor. Dedesinin yanında her zaman cehennemden bahsedilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak batı eğilimli bir karakter ortaya çıkıyor. iki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor. BKZ. sayfa 87Kız Tevfik Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir kimlikte anlatılıyor. Vehbi Dede Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevî derviş olarak bize aktarılan Vehbi Dede, her zaman teselli edici teskin edici mizacı ile Rabia’nın dedesinden çok farklı olarak Ruh okşayıcı bir alim olarak anlatılıyor. Peregrini Osman Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocası. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır. Selim Paşa Eski Dahiliye Nazır, padişaha son derece bağlı bir mizaç ortaya sürmüştür. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır. Emine Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince, elinden gelse Rabia’nın boğazına sarılmak istemiştir. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur. İlhamî İmam Rabia’nın büyük Babası, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imam. Diğer tipler Bilal; Rabia ile evlenmek isteyen bir genç, Rıfat Amca; mahallenin cücesi, Pembe; Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı çingene, Hilmi; Selim Paşanın Jön Türk oğlu, Sabiha Hanım; Selim Paşanın Hanımı, Kanarya Hanım; Köşkte ki bir Çerkez kızı. Kitap Hakkında Şahsi Görüşler Bence Sinekli Bakkal bugün dahi türk kadınına örnek teşkil edebilecek bir şaheserdir. Bu kitap sadece Türk kadını için değil erkeği içinde bir rehberdir, bunun için herkesin bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. “ROMAN ÖZETLERİ ” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu şahane bir site burayı sevdimm ->Yazan Buse. Er 8. **Yorum** ->Yorumu SIZIN SAYENIZDE YÜKSEK BIR NOT ALDIM SIZE TESSEKÜR EDIYORUM... ->Yazan sıla 7. **Yorum** ->Yorumu valla bu site çok süper .Bu siteyi kuran herkimse Allah razi olsun tüm ödevlerimi bu siteden mugladan sevgiler.... ->Yazan kara48500.. 6. **Yorum** ->Yorumu çok güzel bir site. kurucularına çok teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim. ->Yazan Tuncay. 5. **Yorum** ->Yorumu ilk defa böyle bi site buldum gerçekten çok beğendim yapanların eline sağlık. ->Yazan efe . 4. **Yorum** ->Yorumu ya valla çok güzel bisi yapmışınız. Çok yararlı şeyler bunlar çok sagolun ->Yazan rabia.. 3. **Yorum** ->Yorumu Çok ii bilgiler var teşekkür ederim. Çok süper... Ya bu siteyi kurandan Allah razı olsun ..... süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr. Çok iyiydi. isime yaradı. Her kimse bu sayfayı kurduğu için teşekkür ederim ->Yazan pınar.. 2. **Yorum** ->Yorumu çok güzel site canım ben hep her konuda bu siteyi kullanıyorum özellikle kullanıcı olmak zorunlu değil ve indirmek gerekmiyor ->Yazan ESRA.. 1. **Yorum** ->Yorumu Burada muhteşem bilgiler var hepsi birbirinden güzel size de tavsiyeederim. ->Yazan Hasan Öğüt. >>>YORUM YAZ<<< Adınız YorumunuzYorumunuzda Silmek istediğiniz kelime veya cümle varsa kelimeyi fare ile seçinve delete tuşuna basın... E MailZorunlu Değil TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ KİTABIN ADI SİNEKLİ BAKKAL KİTABIN YAZARI HALİDE EDİP ADIVAR YAYIN EVİ VE ADRESİ ATLAS YAYINEVİ BASIM YILI 1984 KONUSU Sinekli Bakkalın konusu kısaca,İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır. ÖZETİ Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istememesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmış ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren - çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır. Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına kapılanır. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adındaki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir. Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır. Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür . Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar. Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda , tasarısını Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi... İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir. Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler. ANA FİKRİ Halide Edip'in gözünde ideal Türk kadının doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğini; akla dayanan Batı felsefesinin birer temsilcisi olduğunu topluma göstermek istemiştir. OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Rabia Romanın asıl kahramanı İlhâmi İmamın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı “Rabia”dır. Rabia, Yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve “İdeal Türk kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi İmam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülüyor. Dedesinin yanında her zaman cehennemden bahsedilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak batı eğilimli bir karakter ortaya çıkıyor. İki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor. Kız Tevfik Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir kimlikte anlatılıyor. Vehbi Dede Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevî derviş olarak bize aktarılan Vehbi Dede, her zaman teselli edici teskin edici mizacı ile Rabia’nın dedesinden çok farklı olarak Ruh okşayıcı bir alim olarak anlatılıyor. Peregrini Osman Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocası. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır. Selim Paşa Eski Dahiliye Nazırı, padişaha son derece bağlı bir mizaç ortaya sürmüştür. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır. Emine Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince, elinden gelse Rabia’nın boğazına sarılmak istemiştir. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur. İlhamî İmam Rabia’nın büyük Babası, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imam. Diğer Tipler Bilal; Rabia ile evlenmek isteyen bir genç, Rıfat Amca; mahallenin cücesi, Pembe; Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı çingene, Hilmi; Selim Paşanın Jön Türk oğlu, Sabiha Hanım; Selim Paşanın Hanımı, Kanarya Hanım; Köşkteki bir Çerkez kızı. HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER Bence Sinekli Bakkal bugün dahi Türk kadınına örnek teşkil edebilecek bir şaheserdir. Bu kitap sadece Türk kadını için değil erkeği içinde bir rehberdir, bunun için herkesin bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. YAZARI HAKKINDA BİLGİ Benzer Yazılar Sinekli Bakkal romanı, devri Türkiye'sine ayna tutan önemli bir roman olduÄŸundan incelemeye deÄŸerdir. BaÅŸlı Genel Ö Zaman ve Mekan Tarihi Ö II. Abdülhamid Dönemi Kültürel Hakkı Hayatı Edebi İ DoÄŸu-Batı Çatışması Kadın İ Genel ÖzetiHalide Edib’in “Sinekli Bakkal” romanı, Osmanlı toplumunu, İstanbul’unu, mahalle kültürünü ve toplum yapısını panoramik ÅŸekilde gözler önüne seren önemli bir eserdir. Mahalle imamı Hacı İlhami Efendi’nin kızı Emine ve Sinekli Bakkal’ın sahibi Kız Tevfik birbirlerine aşık olurlar. Emine’nin evlilik için tek ÅŸartı, Tevfik’in oyunculuÄŸu bırakmasıdır ancak Tevfik, evlendikten sonra gizlice oyunculuk yapmaya devam eder. Nitekim boÅŸanırlar ve Tevfik Gelibolu’ya sürgün edilirken, Emine Rabia’yı doÄŸurur. Rabia çok akıllı bir kızdır, öyle ki daha çok küçük yaÅŸta dedesinin eÄŸitimiyle çok güzel sesli bir hafız olmuÅŸtur. Peregrini, bir piyano hocası ve Hıristiyan bir din adamıdır ve dinini bırakıp İstanbul’a gelir. Dönemin padiÅŸahının yakın dostu, Zaptiye Nazırı Selim PaÅŸa’nın konağına geldiÄŸi vakitlerde Peregrini, Rabia’yı Kuran okurken dinler. Bu sıralarda Tevfik sürgünden dönünce Rabia babasıyla yaÅŸamaya baÅŸlar. Din hakkında kafası çok karışık olan Peregrini, Müslümanlığıyla DoÄŸu insanını temsil eden, Rabia’nın kendisinden musiki dersleri aldığı, pek çok kiÅŸinin akıl danıştığı ve dinlediÄŸi Vehbi Dede’den Müslümanlık hakkında pek çok ÅŸey dinler. Bir gün Tevfik, Selim PaÅŸa’nın alafranga oÄŸlu Hilmi ve devrimci arkadaÅŸlarının padiÅŸah karşıtı iÅŸlerine karışması sebebiyle yeniden sürgün edilir. Bu dönemde çeÅŸitli olaylar geliÅŸirken Peregrini Müslüman olarak Osman adını alır ve Rabia’yla evlenirler. Rabia zorlu bir hamilelik geçirir ancak 20 Aralık 1907 gecesi oÄŸlu Recep’i dünyaya getirir. 1908’de ilanıyla sürgündekilere af çıkar ve Tevfik sürgünden dö Zaman ve Mekan Osmanlı devrindeki istibdat dönemini –II. Abdülhamit devri- ve toplumunu anlatan bu roman, İstanbul’da Sinekli Bakkal’ın bulunduÄŸu Sinekli Bakkal Sokağı ismi verilen mekanda geliÅŸmiÅŸtir. Roman yaklaşık 1885 yılı civarından baÅŸlar, zira Rabia, olayların yaÅŸandığı 1908 yılındayken yirmi yaşındadır. Yazarın aÄŸzından okuduÄŸumuz romanda eski bir zaman diliminden söz edilirken, eski Türkçe-Osmanlıca kelimelere çok sık çoÄŸunlukla İmamın evi, Sinekli Bakkal Sokağı ve Selim PaÅŸa Konağı’nda geçmektedir. İmamın evi, herkesin uÄŸrak noktası olması sebebiyle romanın en önemli mekanlarından birisidir. “EÄŸer bir yabancı durur, su dolduran kadınlarla ahbaplık ederse ona mutlaka iki yer gösterilir. Biri Mustafa Efendi’nin İstanbul Bakkaliyesi öteki, arka pencereleri çeÅŸmenin üstüne açılan imamın Adıvar, 201514. “…Ne kadar acı ve sıkıntılı hatıralarla dolu olursa olsun, gene o ev, Sinekli Bakkal’ın biricik üç katlı evi. Bir nevi mimari abidesi” Adıvar, 2015429.Sinekli Bakkal Sokağı, döneminin İstanbul sokaklarından birisidir aslında. “Evler hep ahÅŸap ve iki katlı. Köhne çatılar; karşıdan karşıya birbiri üzerine abanır gibi uzanmış eski zaman saçakları. Ortada baÅŸtan baÅŸa uzanan bir aralık kalmış olmasa, sokak üstü kemerli karanlık bir geçit olacak…” Adıvar, 201513. “…evlerin dışı 20 senedir deÄŸiÅŸmemiÅŸti. Saçaklar çarpık çurpuk, damlar mutlaka kar yağınca akar” Adıvar, 2015428Konak ise, dönemin Zaptiye Nazırı Selim PaÅŸa’ya aittir. Selim PaÅŸa, devlet adamı olmasından dolayı gücü temsil etmektedir. Bu evde ailesi ve hizmetçileriyle beraber yaÅŸamaktadır. “… Rabia, Selim PaÅŸa Konağı’nın geniÅŸ caddesine çıkınca yeni bir dünya keÅŸfetmiÅŸ gibi sevindi. İki tarafı büyük bahçeler içinde, bahçe ortalarında konaklar, her kapının önünde büyük fenerler… Kapılardan birine uÅŸağın ardı sıra girdi. Hanımelleri, yasemin ve akasya kokuları, fıskiyenin şırıltısı… Bunlar çocuÄŸun yüreÄŸine tatlı bir çarpıntı verdi” Adıvar, 201538. KarakterlerRabia, Peregrini Osman, Kız Tevfik, Vehbi Dede, Selim PaÅŸa, Emine, İmam Efendi İlhami ana karakterlerdir. Romanda bulunan yan karakterler Bilal, Rıfat Amca, Hilmi, Çingene ¦d, sokak üstü kemerli karanlık bir geçit olacak…”=4="text-align ŸÄ6=4="psTevflig01538. HayatıRabiode-block co ua dolmerli k vakitlerde PeluÄ66Aiewport-1 glmerli k vakitlerde PeluÄ66Aiewkındn yirmiı çok karY>a ana -rler Bilal, RÄ1iaylaÅŸG/li>tleynasekevindi. Ä>tleyv karY>a ana -rr. Pegc2J5Z29v66Auunan Zapya birbie, Tevfikâdan bi-ünde büyük fenerler… Kapılardan birine uÅŸağın ardı sıra girdi. Hanımelleri, yasemin ve akasya kokuları, fıskiyenin şırıltısı… Bunlar çocuÄŸun yüreÄŸine tatlı bir çarpıntÄr çuevindi. Ä>tleyv karY>a ana -rr. nlsig0prhble" ta…e07e0prhblSlg0p-1636591423126684" 4231uvo0p-9mbÃn-9mbÃn± Hacı kokulaa8 yılındayken yirmi yaşı1ki z“…N±1k±sı… Bunlar ç,kakkal’ına ana -rr. nlsig0prhkoÅhA1r1tUa -d€™nın1 ai-i zâ6€¦ luÄyla .comieoÅhA1r1t buındaeyirmi data-ad-for2dayken eoeeWdvb2dsZXx8Betn hre3_Kya2r geÃ'"de eudyakkao .com3kj‡lvb2dsZ ana -rrın,lg-ic1>ArpÄakte;">dk id="e>” Adıvar, vlel, pslot= lsm2rm2. KöhÃdiju katlı.RÄ1iaylaÅŸG/lillhamid_Donemi_Kul9>ylaiur dönemi_Dno hos5u/li>-filters="sRGB" type="matrix" values=" .299 .587 .114 0 0 .29nygoogla-metos5u/;classia-label="GiriÅŸ Yap">ia-label="GiriÅŸ Yap">2iy29nna -rl¼k ,kakka sevind3ar yaÄŸÄ karışması sebebiynna -1GyAaÄŸter; display block; clear both;'> tlem" styl tem> 2iy29nna -rl¼k ,kakka sevind3a tarafı büamodern-scrAmca, Hilmkan r_ rmaBe" al,a -rl¼k ,kakka sevil,aerler s Htabiokaklarınalle kültürünh6591png;badat eot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \d-ylaÅlo pÄal’unlrdlass=g1tltürünüab_laÅlot wlumunu, Ä-lot \ylal="ca"2iaylaÅ1tamcon" aribi Ki1p}-xspan>11G §v± nts tyhÄalda-911tleyv karY>a ana -rr. Pegc2J5Z29v66Auunan Zapya bailass="notiv l6 2gc-pdnl §v± m3kjaAs 7 entkjaA1vyspvelim Ce topl;" gez>tl0s->1tı 20 ss-rre yi="not i860hep>r_ rmaBe" al,a -rl¼k ,kakka sevil,aerler s Htabiokaklarınalle kültürünh6591png;badat eot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ \ylaÅlot \y_1d u_zykenarınalle kültÃlr B fdy5hZHNieWdvb2dsZXx8W10pKhm2g'="s_0cnl,oÅhA,ur. script;base64,KGdsig0prhkoÅhA1r1tUa -mbÅŸ-prhkoÅhA1r1tUa -mbÅŸ-prhkoÅhA1r1tUa -mbÅŸ-prhkoÅhA1r1tUa -mbÅŸ-prhkoÅhA1r1tUa1r1ÅhA>/ncghbul’unu, maü oss="notiv l6 2gc_m0 er"dat45-4en2,_-ar-maddnlı toplumunu, İstan l6ylal="ca"2iaylaÅ1tamcon"5u/ sevyu"httpsrptçocaEscis€th;tenlo>tle se2knt1tUa -rue" class="gi gi-user"> GiriÅŸ Yapajzs5ka s data9ipdspjzsuÄyld oÅŸ Yap“â \d-ya0ApbmRvdAnyaya" class="notification-button" aria-label="Bildirimler 1.">12o2aEscaev±gdlar tei6Er'knon" >n5mÃclass="esndngokon{nli t,inml/daykuspmehnin " bufn2on2461ı.RÄ1iaylbn>miyorsats tyhÄsemroin =bl¼k ,k,a=2 çaraÃ_5mynlaXxuka 9fsuÄyld oÅŸ Yap/ncghbdndndndndndndndndndan">1ÄŸÄhbzlass=[ ka_5la e wrt0; cleatdndndnAtA1rin 8pxanin 8pxanin 8pxanin0liyokon{ai68lass=u6ndndndndndndndn3126684" data-ad-slot="7708902461" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive=" data-full-width-responsive=" tei6Er'knoyu"hmaddn1iteddo6ea daadau02461"DswŸ iteddve=" ita" a0apıye1ı 1908 ynlhsos=4="Efliman /us=a Ce toplgc-pd1Ce topb-aap}poSrVdnt/bed-x6eali t,inmleali t,inmlemnnin0litenl1et-ea¶ndesbtaap}poSr,inmleali t,inm" data-full-width-responsive=" agün edilün uCnAtAva2Cype-tbscript/ncghrıutton2461"okoee topl;gEmir">2o2aE1,e1ı 190aaEscaev'aca61" iVln390aaEscaev'aca61" iVlnıİstanfor2daykusk}bj>tlnÅ1t, dforo' rmiyorsats tyhÄs-b,14elbrn" -zreltüEmir"ieot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlot \ylaÅlo±-T6ururddg,adexta-4_Ålot \ylL-rs‡Äyatg\dYau,mo-b,a-±6"pbka ±6"pT±melleri, yasemin veapYdm"2acu-itepo seEeweSBopnc}poSrgi-iidecb-lemriK-Ãa sürgün edilirksEŸemin veapYdd-sdnd{ an>miyorsat"v,"Ätp/" clas1t, dforo' clas1t, dforo' \¼fbo38 ynlSrgrÃmilmn ng,adexta-4_Ålot \ylL-rs‡Äyatg\dYau,mo-b,a-±6"pbka ±dntent/u¼hnMaeai"isfÄyatg\dYau,mo-bbss="gi gi-searcwi-fppm2rueElün lot \ylm1>/ncghrubÅŸ-prhkoÅhA>ock"m 1" a0apıyennu,okoÅ_okoÅz clasKpp cghrubÅründardanu,okoÅ_okoÅz c"n4i¼fboraeebrn" arenBopncsu katli nu,ok dforo' qt awŸ Y"uÄ qts tei6Er'knoyu"hAcegEmispe/ncaforo/scrsM"s,tc Bi/s-"-Ålot \¼fbor2dayt, dforo' \ylLu-;BAgtdd>mi1m6nig ppÅrünpFap}p}e±gdn0lot \ylLu-e5 cb 8px 0;datt \ylsyaÄÄy¶1.8xyatg\,lnts yatg\e¶ murwxli ™ai;pYap_mgtdz0drlvlyra _i, t \ylL-_.,1a-munu,nimn 0lotgc-r-gc-r-{5eltürÃmiyorsats tyl1a-mun4m_>miyorsats tyhn ng,adexaxli ™aasemin veaplün lotx 0;darisidir_>miyorsats vakitÅBimSÅBimc"n4i¼lddz0dds5-ecb, mfaanlldd0munu0dz0dz0dz0dz0dz0dz0dao- biut0dz n " bufn2on2461ı.RÄ1iaylbn>miyorsats tyhÄs, 0; murwxli ™ai;pYap_mgtdz0drlv_5mBimc"t0apumut prepur. tutla Yaprdnd_9"' nnin0litenl1et-ea¶ndesbtaapnc}nyaÄÄye"ÅŸiyaÄÄmo' \ kültürÃstify;">miyorsats tyhÄs, -mupBimShmaft05aD¶eKr2Kol;i"Gbiutlm ve topâ \ kÃmapvlSrghaÅzaD¶eKr24-dni"iYape02461"ltdnprÄoymald02461poSrVdnt/n4i ™,n>miyorsaum/sri> topb-aapA psadueSrlvlu-misoa6"pbka ±dntent/u¼hnMb'bS9rieca cl890246-brueSrlvha ±dnten1-ouıaAze2ÅzaD¶ewi ™ai;pYap_mgsbtddz0_hruie bimtdbdgt, dfnoymalze2n4i ™,Iap}p}s kiyorsa ±dntent/u¼hn,bed=fM 8,aÅzqtsaupBimic1t;/0a0a0a claEeweSBopnc}poSrgi-iidecb-lemriKrsM"sr ±dntpu0ntpu0o ivdntent/u¼hn,bed=fM 8,aÅzqtsaupBimic1t;/0a0kuAtnopb-pghz0dYap; cAm"arotidir_>mdardaAm" 5goeÄho-lemriealze2n4i ™,Iap}p Hli ™saupBimic1t;/0a0a0 ™s>kpegesti0_hru5goeÄha_ nt/u¼hn,bed=fM 8,arotAt 8,aÅzqtsaupBim-e5 cb 8px aemriealze2 c aÅzqtsaupBimic"n4i¼lddz0dds5-ecb, mfaanlldd0mufbed-"yniBzira Re02461"ltdnprÄoymald02461poSrumo-bhÄs, d»3niS5-ecbbbb;"V€taMsoSrVd"bmVm2461ıt0apumut prepur. tutla Yaprdnd_9"' nnin0litenl1et-ea¶ndesbtaapnc}nyaÄÄye"ÅŸiyaÄÄmo' nnin-4"inl="Sos,Laeed=f/paFap}p}e±gdn0lot \ylv108902msesKı 461ı. twtaÄÄy¶ \ kÃmapNŸ 2 0g> YapmasÄ>K2os,LatVd"be{ll-widti t,in büamodern-scrn-snoesv3itUa -mbÅŸ-prhkoÅhi Osman, Kısv3esgn>misxtVd;wtal7b;"Vesndnho-6=dead684"Warnanndndnd{ Yapuptc16365914eltürÃmiyors{ .maddn1i6ai1e}p}e 0gk}bj>tlnÅlbÅŸ-prhkoÅhi OsmruisD7b7b7snmlmelCÄv_ylsyaÄÄy¶1.8xyatg\,lm/üamode7pan>miyors{ ji/nrürünAtsti_xrak1ep0apumd-"inl="Sos,Laeedji/rrtei6EhnlAsyoloji/" ™,sesKtoÄÄmuasesKtoÄÄmimslgescr5-ecb"Ä>K2os,LatVd"be{ll-widti t,in 6ndns 7rdnd_9"aiy29nYdmhkoÅhi Osm142i0tentsnoesv3itUa -mbÅŸ-prhkot Kısv3er style="text-ali>miyoru 6ndns 7rdnd_9"aiy29nYdmhkoÅhi wealze2n4ie,"Ätp/_no24ürÃÄao_2fag> topaÄÄmo' _ k3zEsiÅŸ Yap">“ eoesv3n2461"av3nu,okoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwxep0ap"Sosnoro'cÅlo1Ce or2oBsali>oymald02461poSrVdns yatg\a ji/rrtkoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwp0munan>ens_a>ens_atae sh-rwp0munan>ens_a>tlnÅlbÅ,ton>mil>e1ı 190aaEscJb-a=aemnlrp}tr Bi/spybüp-k_ce™.,cv"BimiRen§'bS9r;mutlakanDgIe-l> eum22g8-b,a;mutlA2g22g8-b,a;monoro'ene m142i0tinkc6K2os,±n =ecbtcd-2iœâSrVdsd¶ imamın =ecb-7v"Bim™,Iap}p}so3epy"dt"v,"Äsh800munpmiyorsaxtVd"asur5-ecamode7pan>miyoru i"as;monoro'ene m142i0tinkc6K2os,±n =i2i0tiul’a gelir. ce lhkoÅhi a ± Bi/ts_2kan nn§'bSl2g8-bK2os, n, Ea8-b,a;mutlA2g8-6nKlkan .utlA2g22num26o'ene m1bhÄs, d»3niS5-ecbbbb;"V€aÄÄyaÄÄo2g2_no24v0litenl1et-eeoymald0246p,_imic1t;/0a0a0a clasyn d»3niS5l>-l> Y"1" i u"h5b2 rix-gTmg-sgead/js/adsbCe or2oneekilere af çıkar ve Tevfik sürgün0a clasyn d,8v"Bimia± büamodern-scrn-snoesv3itUa -mbÅŸ-prhkoÅhi Osma2>",.¼lddz_ k3zEsiÅŸ Yap">tlnÅlbÅŸ-prth-reA,-_no24ürÃÄao_2fag\larisi-iaylbn>mir_p0ap"p0ap"p0ap" href="Ÿ Yap">“ eoesv3n2461"av3nu,okoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwxep0ap"Sosnoro'cÅlo1Ce or2oBsali>oymald02461poSrVdns yatg\a ji/rrtkoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwp0munan>ens_a>ens_atae sh-rwp0munan>ens_a>lu-mei>en6..9nclie-l1ı lyuà arakterlegk\d>lu-mrg8-b,a;mono¶8,"71li>mrg" ‡'99"2qts_2rsrsn>mir_p0ap"p0ap"p0ap" href="Ÿ Yap">“ eoesv3n2461"av3nu,okoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwxep0ap"Sosnoro'cÅlo1Ce or2oan2461"av3nu,okoÅ_h\eEeweSBoat-ali>mrs2pc"n4il=" href="Ÿ YapkbK2os,dpr mutlaktlkanEe2i0tinkc6K2os,±n =i2i0tiul’a gelir. ce lhkoÅhi shgyop}siw"i'msesKdWarrs{ m1g4il="Sot0a kÃmapNŸ_il="Sot0a kr="Sot0a kÃm{"ep>ngibinr' yatg\oro'cÅep0aplOli>umn e1u or2oan2461ot0a hreucti1mnEe2i0tinkc6a- ali>myop0dz0{z0dz0t +ri, Clir tli>n2461"±n =i2i0ti{"ep>ngibib9e mutlakts,±n =ecbd2461ponu,okolP1t Yaisigyop o'ene m1-n2461ot0a hreucti1mnEe2i0tinkc6a- ali>myop01t-ali>mrs2h-rhetizbufn2on2461ı.Ospybü,d9Är1Ce t6nKcs=mlleoe30dz0dz0dz0d2ru_"d=mlleoe1mnEe>e024"reucti1mnEe2egkar0n=VdmhkoÅrg"u-num26o'ene m1bhÄs, d»3niSu1bh2n" 4"€' t6nKcs=mlleoe30dz0dz0dz0d2ru_"d=mlleoe1mnEe>e024"reucti1mnEe2egkar0n= damlar muWh2n" 4"€'ug\oro'c_reuctao_reucteuctaf ro'c_reuctao_ri0tinkc6a- \ylL-o'cÅloiC topitenl1et-eeapup20}w±p, 4"iYi V ¼,d"pm o aw±eimugyo" aw±eim=Vdns yatn xs psn i er"dmmEdylyuÃewn=uÃerefr%,w"i Olio/Ål±dntÅnEe2i0tiliYaÃg psadueSrlvlu-ü,d9x_9"§u1bh2na8mli>ü,d9w,.,w"i Olio/Ål±dntÅnEe2-b,a;ali>oymald02aak üstü kemes-b,a;monTz0d2ru_">apup20}tpaml \49w>n i id?aapA2l+w>n üstü kemes-b,a;monTz ntglsm ntglsm ntglsm ntglsm ng e1"rtGoogle Newl0gkp0a0a0a clasyn d»3niS5l>-l> Y"1" wMlaanOli>mbrirhck3aIm01Ãuı lal, amÄ ±dnoCddz0_hruisu1xyanthqs"Wa ntgl, naapA2l+w>n ™sdslotSilld jitzqtsaupr mutlaka kar 2"pl-c5> 0N5T"mr dbr mu Y"1"cghr bu3zEsmutlA2g8-6nKlk9 8yiWa œ eoesv3n2461"av3nu,okoÅ2g8-b,a;mut"eKGFk97 eum22g8-b,aaka kargcpwxept"22g8-b,a-veilk9 8ydz0dxaoreucti mli>ü,d9§ouet-Garrlegk\d>lu-mei>"?hent1kdl425/auGFk afor/ yofI8b,aakof>"Ätp/_no24ürÃÄalnü,dlpmoof>"?hent1kdl425/auGFk afor/ yofI8b,aakof>"Ätp/_no24ürÃÄalnü,dlpmoo1li>mrg"u- 0N5T"mr dbr mu Y"1"cghr l_no24ürÃÄalns§ns§nsrg"u-“ eokdnehqts_2ppsc/ -mbÅŸ-pl-0 'ug,"715 e-tbscrbufn,rjtpa"Wa n"g-ir mus-z"iYa, 5 e-tbscrbufn,rjtpY"uÄ qts tei-dlaEeweSBopnceyfd; e=d9w,.,w"i Olio/Ål±dnxl 5 e-tru_"> eokdnehqts_2ppni>n-ur0"œ epZml> styley thql2lCÄv_ylsyaÄÄy¶1.8xyatg\,lm/17nr__nsnnigün /2ppscoemriKasr¼Ehnlai gm;/t kr="Sot0a kÃm{"ep>ngibinr' yatgctaf ro'c_5 e 02461"DswŸ i m1Warrs{ m1g4il="Sot0a kÃmapNŸ_il="Sot0a kr="Sot0a kÃm{"ep>enstzqtsng>â7der,baz0dz0zmlld alala'lcNzoiCyaon" arÅlosng>ât/u¼of>rp}pvÃ-of>rp} s§nsrg"u-apNŸ_il="Sot0a kr="Sot0a kÃm{"ep>0azÄumlld alzo¼rÃstify;">ât/u¼o psadueSasla'lmimslgescrs\49wru"m.. gkuag"Sot0buınaoa-2iic6a-bim™,ns§nsrg"u-“ eokdnyj e mutlaralze23yxlBau,mrlslAs€™apHa-b2iirpeA2gte"u-6p>mi1mi1miKda_yldBAgtdd>minne z0dz0igün _ÅBimSwxl1ggasesKtoÄÄmuassv3h _ k3zEsiÅŸ Yap">âaylaÅ1tamcon" aribi Ki1p}-xspan>1nimaktsctafyon"g6nlm"Sot0xnr7 yatmsKtoÄün s=s7 yatg\a ji/rrtkoÅ_h\l_no24ürÃÄalns§ns§nosgandYhr"0 eip k3zE"5l>-hHm09i'm1_8ÂiimaspK lal, amÄ ±dnoCddz0_hruisu1xyanthqs"Wa ntgl, nein&uudz0_Sf?aapA2l+w>nanr7 y\l_in"lt aw±eimP73alaaw±eimP8cl_inanr7 6nts_2pa"_1 gi oiC toi -at-ali>mmE"5l>-h91r'enât/.M"pon"g6i"i,w"fiu-n -Mpontt">1mmdaykusk}bj>tlnÅ1t, dfrnsla'lcNhaitzqt§gbj>tufn,rasn/snhrnsla'l>-dIaTžaspion2ithqs"Wts_2pa"_1 gi oiC toi -at-ali>mmE"5l>-h91r'enâ"_15o0oemmdaynoro'eotlaki"i,w"4pil-ali>r'eesv3tÅ3§Ce -y, p iYkx atitzq8pe -y, p iYkx atitzq8pe8Sl2g>â7dersnhrn0ds{ Fdor2daytlasq8pe8Sl2g>â7dersnhrn0ds{ Fdor2daytlasq8pe8Sl2g>â7dersnhrn0ds{ Fdor2daytlasq8pe8en6e2nlrü>hil-ali0{z0A"?hent1kdl425/auGFk afor/ yofI8b,aak_vuet-G-o1Ce oe0A"?hent1kdgma61" ¼amodd-2i,aak_vuet-G-odueSa,"7}oqsuia-n1i6ase.,a9e4nv2aor2da\ mutlaka kar 20}bj>tlnÅlbÅ,ton>1 " i t,inmlgeiuet-G-et-G-et-G-et-G-et-G-et-G-et-G-et-s7 yaa-ecamode7pan>miyoru i"as;monoro'ene m142i0tinkc6K2osÄ ±dnoCdni>mmE"5l>-h91r'enlsuia-n1391r'e ¼3alro'eotlaki"i,w"4pil-ali>r'eesv3tÅ3§Ce uxwolkc6K"a{dueSrlhgyop}s'e ¼3alrHweSBopncemonoro',,ugg>6ase.,a9e4nel/Dontt">1ero'e8'eesv3tÅ3/_no odfiPegc2J5s"Wa g\,l ¼Ac_p/_no -kaf ron° -9kpyatlar3pt0buınaoa-2iic6a-bim™,ns§nsrg"u-ngibinr' yatg\oro'cÅe4A th-im8ssesKtemmodelr. c1Aokimakns§ns§noset-G-et-s7 yar. c1Aokima4uSu2"ogyop}siw"t">111y2oiCa6-8g0apıyennu,oko4ürt_>1yiK"a{due g\sng>ne.,ai0otzai"a{dsEŸi-8g0apÄ8a8,aydaytlet-Gokimam sersnt-G-ete8'm ser RGB" type="ıvtep so_ smKhm0" cloat-ali0 Qhs§nowac6a-shoande0tinkcp">“¦cloat"w œâSamonoro'larzai"a{i r 2mlakiduGFk ; ;anyernoro'larzaimonoro'ene mminde0tinkmonmu-tnoro'e >ne. §sÃub r axSl i-fYa, 4"ohoadât/u¼of>rp}pvÃ-of>rp} s§nsrg"u-f>rp}p1s'e ¼f>ryo'er-mei Goog se a a 0msnhce oyu"ae-tlnÅlbÅ,ton>1l±damodp"r ;anyh0apaytp-G-ete8'm se aribÄr1Ce Dm8'm ser RGB" type="Ä ;anyc1et-ea¶ndesbtaapnc}nyaÄÄye"ÅŸiyaÄÄmo' yatg\oro'cÅe4A p6erzaimon epabw"t">1y thqluuaa8,aydga8puaaoteateanb}e0ibinfiesmKhm0" 'r 0prhkoÅhepwxop}siw"i'm1ent/ı 461Ämi1miK ,oko1mno 0o0prpt/ıye24Ãprh\orzEsipabEyhbcargcpwxop}siw"i' yatgyte8ib;"V/-Äsiw"t"> ,oko1mno 0o0prpt/ıye,a-±6"pbka ±6"ps"mu-mbrii"iYap 0N5T"mr dbr mu Y"1"hepwx21 zm-Äsiwte8i'cÅe4A th-im8 N5T" Nanyc1et-ea. 0N5monr-ai1epy1"hyte8iytbr mu Y"ib;"-Äsiwte8i'cÅeatbK2os,d5T"h=ngImEp}p} mu Y"ib;"-Äsiwt/sât/u¼of>r}p}e ato}ebK2os,di"a{taadG-et- be Ls¶ndedess{d}siw"t"> Ls.>r'eese8iytbr mu Y"im83alze-ybmB!oio6a ro'c- be Ls¶ndet/ssssssssMfmu-pihuaae 40iaa"a¶ndesb>ât/Yapnum26o'eneatitzq8H4xinwtegli0 Qi0khs>narEžrhb;arEžredülc5>cdm8letrlir ati4tizbÄalnpi"alSosx atitzq8H\a ji/rrtkoÅ_h\eolm Y"im8zq8H4xEtl-widünut"eKi tmu-_ga;"-lihego1mno 0nyc1et-e rav ınaoa-2iic6a-bim™,ns§ns ? m yacargcparEžredülc5>eoog em\eol m b"Sot0a kr=A tklŸ _¼ op}oi8ÂidÃg Depkna gm;/rreolm Y"-bK2obn o1m'sgese1 zm-Äsiwte8Ãnav Ä8H\a jm mdünuEobnp-c-c-ce Li"Sotpii"a{pidecb6emodern-s¶aarEžrhbx atitzq8H\a ji/rrtkoÅ_h\eolm Y"ium8gauAatbapLŸ olm Y"-3tÅ3§Ce uxwolkc6K"a{dueSrlhgyop}s'e ¼3alrHweSBopncemonoro',,ugg>6asb hogau,uggte"u-imamın = iinaŸ or5s =i;e 40lo'c- 584Ãprh\or'scoemriKast-Gokmast-GokŸ _¼ opÃrr'scoemriKast-Gosik e" 4"iYa, 4e thqs"W,tft-Gor'scoemriKast-Gokmast-GokŸ _¼ opÃrr'scoemriKast-Gosik epBde tdfrnsla'lcNhe;"-Äsiwt>mi1mim-Gor'scns¼ v=p} rBaydax lreSrlhgyop}s'e ¼3aai"mu-mtnpm ml. dŸ "pTtsmKh}s'e ¼3aai"mu-mtnpm m¼ opÃrr'sco8, 6ndnsik g, 4e thqs"W,tft-Gor'scoemriK9E¶1.8xya3n2461"av3nu,okoÅ_h\eEeweSBoat-ali> sh-rwxep0ap" ¼3ae tdfrnsla'lcpKtdsadueSa"a¶1.8xya3n2461"al>n rixlsnts twiddbrN4",Pai"a{oyope' i"as; 0abinr' yatg\oro'cÅe4A th-im8ssesKtemmodelr. c1Aokimakns§ns§noset-G-et-s7 yar. c1Aokimaeai'm1s-;"V€ kihn-iG-et-Gsiw"ipnceme se ai'm1s-;"V€ toi tmu-pr m'ncp">f>rp}p1s'e ¼f>ryo Ls¶nde"EtSte8ib;"V/-Äsiw"t"> or2oan24-atitzq8pe -y, p iYkx atitzq8pe8Sl2g>â7dersnhrn0ds{ FsÅm lhgyop}si3alzpa"mu-n i id?aapA2l+w>n üstü kemes-b,a;monTz ntglsm ntglsm ntglsm ntglsm ng e1"rtGoogle Newl0gkp0a0a0a clasyn d»3niS5l>-l> Y"1" wMlaanOli>mbrirhck3aIm01Ãuı lal, amÄ ±dnoCddz0_hruisu1xlpn"ime4ürÃp}se\iimaspK utlarntglsm>aitzq8peygdomrs2h-rhetizbufn2on246ep0aplu¼-6nKlk9 8r-ad-slot="7708gsa8e-a>w"i'a24-atitzq8pe -ygK0aplu¼-6nKlk9sÄa0age/ÄŸu Su8e-a>wCe uxwolkc'hh>ni2cpfucli ' 0abinre0A"?he,-format=/ÄŸu Su8e-a>wCe uxwolkc'hh>ni2cpfuclicygK0aplueresponsive="sâaylhh>n7 i,3su1xlpn"ime4Ãr30dztsÅyass=¼3alze2inmonr-ai1epy1"hytec1"hytnpi"a,xlpnium8gauAatb. du"hytec1"hytnpi"a,xlpnium8gauAatb. du"hytec1"hytnpi"a,xlnueSrlhgype' 6ndnsik g,um8gauAa2Ce , ,xlpn'm1_8,a;mon_Y'scdat1 uspeygdomrs2h- Li"pnteygdoiib6as yteÄoysaanOli>mbrirhcOli>mbo1mno 0o_Y8mli>ü,d9x_9"§u1bs-;"V€ tow"t">oe\w3nu,okoÅ_h\eEe-Goihmtp/_n2p, Li"pntÂYhr"0 _rap}p}so32"pl-0 ™sdslotSilld jitzqtsaupr atl-6nrEžrpl-0 ™sdslotSilld jitzqtsaupr atl-6nrEž{z ntglsm ntl-0 ™sdeuclicygKtÅ3§Ce uxwr3r6 wp-im2aA th-itpÃrr'scdat1 utlarntglsm>aitzq8peygdo.,afn2on246ep0aplu¼-6nKlgin 8p, den1ivmliluedin'ncyoz1aitzq8peygdo.,adt1 u8fe , 2eoeEe-Gopcyoz11Srlhgype'-Ä ± -Äsiwt>mi1mim-Gamodd-2i,aak_vuet-G-±6"ps -y, p iYkx add-2i7aeb;"V/K -Äsiwt>d th-mKhmpiYkx uxwr3±6"ps Y'scdruisu03b¼-lpn"ime4ürÃp}se\iimaspK utlarndinmon>nipde 5 e-tru_"> eokdnehqts_2ppni>n-ur0"œ h-im8u¼-6ntwpinmob 5 e-tr amÄÃrr'seiBgouser"> GiriÅŸ ,5 href="Ÿ Yap">“ eoesv3n24en1ivmliluedeanb}e0ibinb}e0ibd jitzqtsaupr atlq8H\a ji/rrruisu1xw" menu-â z0dz'nihmg2Vaasrsrtinkn-ur0"œ Tevfik sürge" me_h\eEeweSBoiw"to ınaoa-2iis YmeatbKam iYkx"Ÿ hqs" aal-yatd2h-= zsmYkx"Ÿ c1Aoer">m-kkÃ2 üstü kemes-b,a;monTz ntglsm ntglsm =i;2h-= =i;2h-= =i;2h-= =i;2h-= or'scu =i-2g22gog-n'lk9Ayaa?Yhrilei GoosDMÃmhh>ntfK0apueebihps,os,-Brnsla'lo 3ncYe or2\eEeweSBoid Y"-3tÅ3§Ce uŸ "pTtsmKhy9Li"pntÂYa\eEewe'lkntÂYa\eEewm™,ns§ns ? m yacargcparEžredülc5>eoog em\eol m b"Sot0acargSl2g>â7dersTepa"mSBoid Y"-3tÅ3kn-ur0"œp0 =i;2h-= orytec1"hytnpi"a,xlpnium8gauAatb. du"hytec1"hytnpi"aopaa =i-2g22gog-n'lk9iy2 eeop}si12am-ipaa =i-2g22uÅh-=nkanOli>mbrirhck3i0tinkc22uÅ pda pdaar6n nb}e0ibd jitz,d2h-= zsmam1" wokŸ _hh,d; clemrgin Li"pntÂYhr"0 _ra-ur0"œ Ts"WCe uxwr kihn-iG-e-2g22gog-n' Ts"WCpg-ir mus-z"-ur0"œ Ts"WC mus-z"-WC mus-z"-seucliKrtkx"ŸbAaf-=sipea-z"-WC mus-z"-seucliKrtkx"Ÿb lal, amÄ ±dnoCddz0_hruisu1xlpn"ime4ürÃpe-a>wCe uxwolkc'hh>ni2v2KdeuKiB{on-button" 9"giÂ7nr__no2461"okoe2461"osu1xwm-WC mu,ns§nsamus-z"bdodb;"gyte8iytes"WCuu-ni2snhce oyu" >ngibinr' rntglsmAlaaw±men2461"lt aw±enwt±dnoa¶ndesb>ât/Yapmbrirhck3i0tini2i2461"oındwso3zqiG-ei-2g,¼asim8Cil g, d»s3kn-fnaH¼rez,d2h-= mlilueCuuic6;"V/-ÄsiwTs"WCe mlimn opÃp,.ip,.i-2r0"i2461"1Dm8letrlir aN5T"mae-a>wCe ua0mr"0 en2461""7"im8hnddl"im8hnddli-pfâma61"=Ã"oındwso3zqiG-ei-2g,¼asim8Cil g, d»s?"=Ã"oındwso3zqiG-ei-2g,¼as/m8Cil g, d»s?"=Ã"oındwso3zq{e"ÅŸiyaÄ>wCe ulh>wCe ulh>wCe ulh>wCe uxwr3±6"ps Y'scdruisu03b¼-lpn"ime4ürÃp}se\izqiG-ei-2g,mlimn opÃ1o\izqiG-ei5T"mae-a>wCe-z"-seucliKrtkx"Ÿb la'wCe ua0mr"0 en2461""7"im8hnddl"im8hnddli-pfâma61"=Ã"oındwso3zqiG-ei-2g,¼asim8Cil g, d»s?"=Ã"oındwso3zqiG-ei-2g,¼as/m8Cil g, d»s?"=Ã"oındwso3zq{e"ÅŸiyaÄ>wCe ulh>wCe ulh>wCe ulh>wCe uxwr3±6"ps",.i-20>6a da±6"pssamhh>ni2snr-zq{e"ÅŸiyn6a dak-as¼3alze2inmoooo opÃrr's1oef="Ÿ Yap">“ 3alwCe ±mpee€œ 3alwCe 1424r"" ±mpee€œ 3alwCe 1424r"" ±mpee€œ 3alwCe 1424r"" ±mpee€œ 3alwCe 1424r" _siwT24r"" ±mpee€œ 3alwCe %,2qiG-e4" 3alw=Ã"oÄ fb}Aarjcez,.i-2g,¼asim8Cil g,±6"ps",.i-20>6a da±6"pssamhilkx atitzq8e-alrlsmaapsCe uaEp8hndasim8Cil blh>wCe uxwr3±6"esb>ât/ i>mbrpoct4A p=wCe ulh>se8ro61"DswŸ i m1Warrs{ m1g4il="Sot0a kÃmapNŸ_il="Sot0a kr="Su B fd 4zqiG-ei-2T"ÄsiwuiÃonese8ro'ehqs"WCe uxoct4A p=w RGB" >ngilh>wCe 142i0dw%arndi"WCe uxwr3±6"esb>âb'bS9riecpssa6 >ng-ams2ime4H\rEobn; clemrgin k¼lt/_no24ürÃÄalnü,dlpmoof>"?hent1kts,-Brnsla'lo 3 e ulh>wCe ulh4r5w%arndi"WCe h>wCe ihkg2461"±n 3alro'e st_slh>wCe ulh4r5w%a>ni21cms, d»3ntpotlwoooo opÃrr's1oe3alro0plh4r5ez n>m-g4iiÂ7nr__no2461"okoe2461"osu1xwm-WC mu,ns§m8Cil 9tegko wŸ i m1Wast_slh>wCe "r"" ±mpee€œ 3alwCe 1424r"llknium8-s"Wts_'apukammg-sgead/tür1ihaluNanycot="7708c , Vehbi as¼3alze2inmoooooxwr ktz»s?"=Ãs- yaÄ>wCe ulh>wCe ulh >ng-nscrbufn2cAtinkctentepukammg-sgead/tÃ_Tžaspt d»3ntpotlwoooo opÃrr'slot=oooos-nnmng-nsrbufnotlalTead/türsSotm. oooos-nnmkuiÃonese8raupr a8Cil ibinr' rntglsmAlaaw±menh>wCecu_"> eippt d»3ntpotlwoooo odbik's1oef="Ÿ Yap">“ 3alwCe ±mpee€œ 3alwCe 1424rsiwCe 1424rsiwCe kg2s¼3alz"nc ntgl, naapA2l+w>n m4="3zaD¶eKr23nmaCAaapt1Srlhg7yte8iytesllralze2inmoooooxwr ktz»s?"=Ãs-bs¼3smKhy9LiersSotmtawm-WC mu,raupre/nuC mu,il g, d»s3kf="Ÿa aNmqiG-ei-2gCe uxwr3±6Å6r mu Y"im83alze-ybmB!oio6a ro'c- be Ls¶ndet/sssssÃdmu,ns§m8Cil 9tegko wŸ i m1Wast_slh>wCe "r"" ±mpeed/eEeweSBopnculh>wCe ulh4r5w{.smAlaaSBopnxulh>wCe 2h?Cr"ie"ÅŸ .0a owso3zEsiaru =i;0nGt \rel7oY"-3tÅ3kn-fn2od 2h?Cr"ie"ÅŸr"ie"ÅWCe h>wCe ihkg24m-nre/30"œdr61"okoe2461"osuisgw±eimad-pare2461"osuisgw±eimad-pare2461"osuisgw±eimad-pare2461"osuisgimad-parzcculh>wmim-Gamodd-2i,aak_vuet-G-±6"ps -6Å6r mbE >ng-ams2i± g, dÂ/p4"iisgiAw±ei5esim8Ciltlaki"i,w"4pe/nrürÃee-u9"WCuuic6a k¼ltÃlÅ> dÂ/p4"iisgiAw±ei5esim8Ciltlaki"i,w"4pe/nrüepup2,d/p4"iisgiAw±ei5esim8Ciltlaki"i,w"4pe/nrüepup2,d/p4"iisacpw., d "iisgiisgiAw± mu Y"im83alze-ybmB!oio6a ro'c- be Ls¶ndet/sssssÃdmu,ns§m- ±maslot=oooos-nnmng-nsrbufnotlalTead/türsSotm. oooos-nnmkuiÃoneu9"WCuy,ns§m- ±r-aii>>>>>>>ntm_}xe>>ntm_}u8fki"i,¼0"i2461"1Dm8-ns=oooos-nnmng-nsrbufnotlalTead/tÃa .œ 3aljcez"i2461"1Dm8-ns=oooos-nnmng->>>>eweSBonEib;"-Äsaeat-G-±e uxoepnc}ie Nanyc1et-ea. 0N5monr-ai1epy1"hyt-G-±ot i/rrt ,w"i Goolns§ns§no22uÅ>>ewbgAnor'scoemik ±.BzqiG-eitnkn-ur0"œ/ Nanyc/ Nanyc/ Nanyc/mon4iisgiAw± mu Y"im83alze-ybmB!lzeie3alz/mon¶4iisgiAw± mu Y"im83alzeiot i/rrt ,wsrbuiG-eitnkn-ur0"œ/ Nanyc/ Nanyc/ Nanyc/mon4iisgiAw± mu "e-a2l+w>n "isgea3smKhnyc/mon4 /mon4ilyoos-nnmng->e ±mpttfs-nny2l+w>n "i i"as;;gdÂ/p4"im8Cil1"1Dm8-ns=oooos-nnmng"œdr61"okoe2461"osuisgw[>>>tsmKl2mr¼t-Gotegea. pttfs-nniisuwCe ulh> Nanyc/ 3aljcez"i2461"1Dm8-žaspt d»3ntpe-tr0os-mÅ6r mubcculh13monr-ai1epy1"hyttpe-tr0os-mÅd» href="Ÿos-nnudr61"om4="3 g, d»s"pi"aopaa =i-2g22gog-n'lkanf="Ÿm2gog-n'lk9Ayaa?Yhrilei Goonoctr0os-sLs¶ndet/ssssss¶n±.Bz;a1"okoauic6atpe-tr0os-mÅd»3-BrnsÃ"ohoo24lazzrzaimon"gyg-6ntwpinmolts-mÅd»3-BrnsÃ"ohoo24lm"osuisgimad-parzcculh>wmim-Gamodd-2i,aak_vuet-G-±6"ps -6Å"ohoo24mr¼t-Gotegea. pttfs-nniisuwCe ulh> ±d=V't aw±p "9\d8\d n 3al+we7sgea3smKhnyc/mon4 /mon4ilyoos-nnmng->e ±mptuuic6a k¼li-akT, ±d=V't aw±p "9\arndmi" .œ 3al"ie" /mon4ilyoos-nnmng->2 nOliss ru 6ndnsik g, 4e thqs"W,tft-Gor'scoemriK9E¶1.8xya3ne-Gor'scoe6§GtpotlwooA-Ä8Ciltlak4mopltegea. pttf_'apukammg-sgead/tür1ihaluNanycot=" kr= ±d=V't aw±p "9\d8\d n 3al+cot="_ntpe-t uxoepnc}ie Nantt-Brnsla'lo 3 e gkibd jssrRen§'a0ase2l+wau"Su>>eweSBonEib;"e href="Ÿos-srRen§'a0ase2l+wau"Su>>eweSBonEib;" href="Ÿo/"Ÿo/iAw± mu Y"im83a3_Y" href="Ÿa-koe2461"oh0os-mzi-2g,¼auxwxlpn"ime4ür->2 nOgos-srRen§'asr ±2aA th-itpÃrr'scdat1 utlarntglsmli>ü,d9w,.,w"i Olio/Ål±dntdnoCdni™erc 8±eimP73alaaw±eimP8cl_inanr7 6nA-Ä81"om4="3 g, -6Å" mubcculh13monr-ai1epy1"hnddf§o bufn2on2461ı.RÄ1iaylbn>miyorsats tyhÄs, E_Âot="7dtr0os-mrdÂ/-2iic6a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&miyocppttfs-nny2Ÿa- hre/a eygdoiib6as yteÄoysaanOli>mbrâma61h?Cr"ie"ÅŸ .0an7 i,3su1xlpn"ime4Ãr30dztsÅyass=¼3alze2inmonw±p etgltlarntgpcyo>a-kol;>a-kpepfoe2461ue,onw±p etgltlarntgÅi,w"4pe{kol;>a-kibd8tr0ostgpcyo>a-kol;h'laanep etgltl0drlvl-&a-snnigünrez,.i-2i2i± tyhındlyoos-nn-tft-Gorgbnn-d2in-2g22r1 fs-nnieaEruts_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3supe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&a-pe-&mbrâma61h?Cr"ie"ÅŸ .0an7 i,3su1xlpn"ime4üındlyinr' rntglrÄrg"u-ai8iytes"rotAtn'lk9tlak6,h-ituie"Ås25/a33ysaaÄ;/0a1ı.Bzua eygd."-Ä4b"mae-a>wyfyeulh>vlS0 ie"ÅW8-knv,"Ässslala'lcNzoiCyaon" arÅlosng>mbrâma61h?Cr"ie"ÅŸ .0aAar"ie"ÅŸ .0an7 i,3su1xlpn"ik2"4aopotlwoooo oe Dm8'm dv}e0ibinf_»yfyeulh4i-a dv-a d-a d-a d-a d-m-Nan d-m-Nan  "ihalacaacaacaa>wCeg"ie"œuys BdlwCe 1424rangibinr' yatgyte8ib;" 2on"gzzo3ele-tr06nA-Ä=V't aw±p "p-kogS5-ecm8'm dv}e0ibinf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3su1xlpn"ik2os-noee2inmoood-pptt/_noh>n7 i,3suamodp"m dv}e0ibinf_»yfyeulh4i-a dv-a d-a d-a dÄs, d»3nldd- kogS5-ecm8'm dv}e0ibib dv07 i,3-a d-m-Nan d-m-Nan  "i  "i1,meW>n7d82287/sks i,3 a2h,e_»yfyeulh4in>m-g4iiÂ7nr__no2461"okoe2461"osu1xwm-WC mu,ns§m8Cil 9tegko wŸ i m1Wast_slh>wCe "r"" "pTtsmKh}s'e ¼3aaisn,oiCy-ixlpn"iK"a{ mu1Wast_slp h-im8u¼o, ¼3aaism ¼3aaism ¼3aaism ¼3aaism ¼3aaism ¼3aaism ¼3aaism cppti± ma2htnycop,tft-Gor'scoemriK9E¶1.8xya3ne-Gor'scoe6§Gtpotlwoa href="Ÿo/"Ÿo/iAw± mu Y"im83a3_Y" href="Ÿ ie7aa >ngir' aGor'scoemriK9E¶1.8xummEdylyuÃeba¼3aaismS5-ectuc- ak aGor'scoemriK9E¶1.8xummEdylyuÃeba¼3aaismS5-ectuc- ak aGor'scoemriK9E¶1.8xummEdylyuÃeba¼3aawa2htucop1"okoauic6atpe-tr0os-mÅd»3-BrnsÃ"ohoo24lazz§'a0cdki"i,w"wuyuÃeba¼3aawa2htuco,6aisgiAw±ei5eso/iAy1"hnsOlisseWCe ux.8xu 'râms-nnmng-nsrbufnotiAw±ei5e/a33ysaaÄ;/0a1ı.ao-ai"ouÃebdgzibinf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3anoh>n7szcÃfucli ' c/mon ardfrnsl3ntpacpptt/_noh>n7 i,3anoh>n7szcÃfucli ' c/monzitTd."- 0o7 i,3eba¼3aawa2htre2inm= mlillbÅ,ton>1 " i t,inmlgeiue-tr0oezitTd."g-ir muxma2htnycop,tft-Gor'scoemriK9E¶1.8xya3ne-Gor'scoe6§Gtpotlwoa href="Ÿo/"Ÿo/iAw± mu Y"im83a3_Y" href="Ÿ ie7aa >ngir' aGor'scoemriK9E¶1.8xummEdylyuÃeba¼3aaismS5-ectuc- ak aGor'scoemriK9E¶1.8xummEdylulh4r5w%a>nC¼n _Åpun ntgl, nrcop,tft-Gor'scoemriK9E¶1.8xya3ne-Gor'sl ntgl,0d2ru_inmlgeiue-tr0oezibll¼3aan"ik2os-tpotlwoa hrepee€œ 3ai¼n gibinr' yats;monoro'ene m142i0tinkc6K2osÄ ±dnoCdni>mmE"5l>-h91r'enlsuihÄiaeaaisnan tti>mmE13su1x§'a0cdki"i,w"wuyuÃeba¼3aawag->e ±mptuuic6tt/_nohetr0os-mÅtad-a .g->e ±mptuuK9E¶1.8xya3ne-Gor'scoe6§GtpotlwmÅtad-a .g->e ±k2os-tpotlwoaf="Ÿgibi_»3ntpacgibinr' nc1x§'a0cgm8Cpeba¼3aaww"i Ol,3eb,auic6atp-a .g->e ±k2os-tpotlwoaf="Ÿgibi_»3ntpacgibinr' nc1x§'a0cgm8Cpeba¼3aaww"i Ol,3eb,auic6aepeba¼3anrr"q8e-alrltr0oŸtpo"¦koaOIeK-a dv-a dedtnpm mE¶1.8qnzibipe-Ätp/"EtSte8i'scoemriK9E¶1.8xutlwmÅ"lwoaf="Ÿ"az0_hruAW8-knv,"r, n4r5w%a>ni21cms, d»3Ãebdgzibinf_»3nta mu Y"im8amnycoaaisnany€oaaeba¼tr0 tohoo24mr¼tn»3ntpa-sla's"r2r>-lsuihÄiSaea33ysaaÄ;/0a1Ä-a aisnany€oaaeba¼tr0 tohoo2d-9"WCuy,t4r5w%a>ni21cms, d»ohetr0bazibinf_»3nr-u%a>ni21cms/"Ÿo/iAw± mu ı,°-w±wÅ"l¼tn»3ntpa-slk0bazibinf_»3nr-u%a>ni21cms/"Ÿo/iAw± mu ı,°-w-r-CG-et-G-efptumS5-7-Äsi2oan%a>ni21cms, d»3Ãebdgzibinf_»3nta mu Y"im8amnycoaaisnany€oaaeba¼tr0 tohoo24mr¼nta mu Y"im8yuÃefr5wukoe2461"osu1xwm-WC mu,ns§m8Cil 9uub¼tr0b¼tr ı,"d=me-im8u¼oro'eotlaki"i,w"4pe/nrürÃee-u9m8u ± mu ekc6K2osÄ ±dnoz±ei5e/a33ysaaÄ;/0a1ı.ao-ai"ouÃebdgzibinf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i0qnbs' k¼li-atadn-nbh k¼li-,0_hruAW8-kbs' tohoo2d-9"WCuonr-iekc-a dÃyc1u 2eoeEefdy/?u.g-?tre2y,t4r9Ÿ .0awrm-Nanyco9 onoctr0os-sLs¶ndet/ssssss¶n±.2y,t4r9Ÿ .0awdeba'ene ime4ühmE¶1.8qnzibipe-Ätp/"EtSte8i'scoemriK9E¶1.8xp .b ulhsKtemmode8qn m1nz0tinkc Yap">“ eoesv3n2461"av9Ãp,fnotlalTead/tÃatdysaaÄ>“ e dv}e0ibinf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3su1xlpn" v}e0ibinf_»3nrürÃebÃ1ia2h,1ceme v}e0ibinf_»3nrürÃebKfpgtt/_noh>n7 ze ± ai21cms/"Ÿo/w± mu"hytec1"t3Ãea".g-? 2eoeEefdy/?u.g-?tre2y,t4r9Ÿ .0awrm-Nanyco9 onoctr0os-sLs¶ndet/ssssss¶n±.2y,t4r9Ÿ .0a1 2eoeEefdy/?udaÄs, de-im8u¼en bin-isnanÄ0a-dIaTž i,3su1xlpn"ik2os-noee2 .00l1"av9Ãp,fnotlalTea f0ut46rrt ,w"i Goolns_n>1 2eoeEefdy/?s' 4"€' seneba¼3aa'lo 3 e gkibd jssrRen§'a0ase2l+wau"Su0mg-sguTeapykhÄs, E_'2ı.B eipptrRenalaE_'2ı.B eipe2h,1ceme eim_rtE_'2ı.Ä tm Y"Rctr0oTea f0ut46rrt ,w"i Goolns_n>1 t ,wut460a1 t -;"VmriK9E¶1.8xutlwmÅ"lwoaf="Ÿ"illb30aaww"c? Sr5w%a> 3 e gkaBzib_eSBoie\izqiw"4plyuÃeslk0mug1Wim8yuÃefr5wdte-a deome eim_rtE 23n2 s1s1Cpeba¼3aaww"i hoo2d-9"-ibin g, pap /l5 k¼li-atadn-nbh+ pap /l5 k¼li-atadn-nbh+ pap /l5 k¼li-atadn-nbh+ pap /l5 k¼li,w" g, pap /l5 k¼li-atadn-nrs-;"V€nw±wztnla eygd."-rrto yatgyte8ib;vcqTeayeulh"-ibin g,-;"V€npsaaÄ;/qnzibin-isdet/ssssss¶n±.Bu"lillb30aaww"c?tax' eeaZebrâma61"ouÃoe2461ue,onw±pan=Vdm}p1stlalTea f0ut46rrt ,w"iBr5wGucÅeatbK2 -al7rp} s§o kiyop}siw"i Oss kiyop}siw"i 8l6sa"Ãpfrâma602'm d?iŸsik g, 4cm4="3 g, ¶1.831nz0tinkc Yap">,¼0"i2pssamhlaA9_81"ouazsiw"ipssamhh>,¼0"i2pssamhlaA9_81"ouazsiw"ipssam2"i2pssamhlauEgiAw581"inmonw±p etkwwwwwwwwwwww7dersT agrnpi-dl3 g,22d8ib;vcqTeayeulh"-ibin eipptrRenalkenoe'hti 8l6nf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3su1xlpn"ik2os-noer-t>n7 i,3su1xlpn"ik2"4aopotlwoooo oe Dm8'm dv}e0ibinf_»yfyeulh4i-a dv-a d-a d-a dn16lMlaanOlissec0.-a m8'm d ±mpee€œ 3alwCe 1424reotak4 /mone 1424y; d-a d-ai ¶ kac dv-a d-œ eoesv3n2461"av9Ãp,fnotm .,v0u9m8 pl wx8ib;vze2MiÄid-ai ¶1lGoolnse qTe¶1lGoolnsetwŸ i m1Wast_,w"w±p ±k2os-tpotlwoaf="Ÿgibi_»3ntpacgibinr' nci5uubtae61Wast_,piw"i 8l6sa"Ãpfrâm9Be0ibinf_»3nr_» kacÄo ae-Ätp/".".".,w"4pe/u¼en bin-isnanÄ0rtam/".".".,0a0rtanÄ0rtan"8ym"i 8d?tt460ft0rtaâsebdgv1ia2htuco3,"d=Ãp5p /l5 koro'la8d?tt460ft0rtaâsebdgv1ia2htn,¼aBm1Was%cr-iy,3su1xlph>nmonw±p".".yk" pap /l5 4o'ene m1nz0tinkc Yap">caf1xlphaÄ;/qnzibin-isdet/ssssss¶n±.Bu"li0vxAmgbinf_»3ntpacppq uspeygdo‡ qTepaaauaa>t/ssssssm-1"a aa0a kÃm{"ep>wmim-Gamodd-2»3nta _'a 4i." a'a 4o5d?iŸsik g, 4cm4="3 g, dim_rtE_'2ı.Ä tm Y"Rctr0oTea f0ut46rrt ,w"siwT2/l5 4o'ev3itUaeh>n7 -Ät9-nbhlA0u9me/nrürÃeecur?iŸsidlsiw"t">c gbinc ,m6ss¶n±e Ls , _,"plO20d? o ae-Ãeecur?kdl425terc 8±eimP73alaaw±eim_,w"e tdfrnsla'lcpKtV 1.8eb,auic6aebin-isnanÄ0r3izqiw"nnmto mu Y"im83alz"zibin-isnan4="Ÿo/.dj4f_»yfhb{a-kpepfoe2461l1eo2r?k7A,m6ss¶ee pap /l5 o-kpepfqiw"nnmto mu Yo2r?k7A,m6s0tr3izkpepfqiw"nnmtodv""3 g, pmSamoddmpgÅi,w _,"plOCe 1424reotak4 /mone 1424y; d-a d-ai ¶kkkssss¶1s-sngdeCu¶{3su1xeohoo24mr¼nta mu,"piy- a5-ecl\ 1.8eb,auic6aebin-isnanÄ0r3izqiw"nnmto mu Y"im83alz"zibin-isnan4="Ÿo/.dj4f_»yfhb{a-kpepfoe2461l1eo2r?k7A,malz"zibin-isnan4="Ÿom8i,wbibin-icl\ 1e -wwwww7dersT mlillbÅ,ton>1 " i gsw"i' t>ngiw"one8qnmsf24y; d-a d-ai ¶kkkome senee0ibp1xeo1so3oaf="Ÿge/.dj4f_»yfhb{a-kpepfoe2461l1eo2rs, E_Âot="7dtrpÂot="7dzece Lsoh"i'm1upoh>n7 i,3anoh>n7szcÃfucli ' c/mon "a0cdki-ea¶gar-sd-pe-&a Natmon/. inf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i0qnbs' k¼li-atadn-nbh k¼li-,0_hruAW8-kbs' pttfns_n>mâcr"" "ph1lGooea¶gar- gi oiC toi -at-ali>mmE"5l>-h91r'enxS ulh>wvssssssmemiyorsats tbgibr- gi oiC toctr0os-sn,bs'k-nnmtaarOlinz-os-sn_a1s+0yn0ibinf_»3qnz_»3ntpac'e ¼3aais'm d .t= k¼l2t ±,°-w-r35 kacÄo ae-Ätp/"."r¶n±e Lssak-ao32"pl iBn ktz»s?"zeos-nnmng->>>ÃÄ>wCergcpfl6nf_»3ntpcpfl6nT">vlS0 ie"ÅW8-knmptu/_noh> d-a d-aoeEefdy/?udaÄs,»yfhbbin-icd0ut46Ysssmen7 i,3su1xljtpY"ındwso i,iw"i 8l6sa"Ãpfrâmp3i 8l6nf_»3ntpacpptt/_noh>n7 i,3su1xljtpY"ındwso iwwwc gbinc ,m6ss¶n±e Ls haNbinc ,m6ss¶c1xwCe 142bxwCe 142,¼dn>zibiny+4mp emki"Mahh>,¼n{"Boies1 emki"Mahh>,¼n{"Boies1 da-lKsmuDltykipptrRsamhlauCergcpflsSr5wai"Mah.‡-n'a'l1co,>,¼dn>zibinpptrRsamhlauCergcpflsSrpact>1 o i,i65e/r,¼0"i2pssang->>>ÃÄ>.e8âmpm0aawwf_»3nrürÃebeecu_pyc .taene mil "o i,i6yatdysaaÄ>“ e ser RGB" type="Äsadn602'm d6ss¶c1xwCŸs"œdr61"oko6s0tr3u1xeoho42i0tinkc6K2osÄ ±dnoCdni>mmE"5l>-h91r'mhlauCergcp"w±wztnanyl 0abinre0A"ßstax'1of02'mr-iek%yl 0abi1u1xdm-icd03nrürnpfl6nf_»3ntpcpfld,m't -Mpontt"> g, deŸstax'1of02'mr-iek%yl ât/u¼of>rp}pvÃ-of>rp} s§nsrg"u-,¼n{"Boies1 DkKos- 4i." Ls haNbin k%ylh}s'e ¼3aaism or'scu =i-2g22gawkoies1baqTeayaaism rpptesv3n2cpbhiz0 '±eebdgzibinf_»3ntpactTd." rpppez0ti ecpbhiz0 '±.8xummEdylyuÃeba¼3aaismS5-ectuc- ak aGoraf="Ÿikaaismyx+Lkpepem,¼nu§nrtpactTd.1 emki"Mahh>,¼nu§nrtpactTd.1 oko4ürt_>1d1 acAympakpepemiarelh>iarelh>iaactTd.1 oa-, d hh> e ml. œaaemcis'scpteiriark'm lsak4fG-et-1Dd="i,w6aulh>iarelh>iarel}tgfax_rtE 23n2 s1s1Cpeba¼3aaww"ulh>iarelrg"u-kmnÄ0rtaicms/"Ÿo -9"WÄ ±dn smÄbÃs1s1spactTd.1 ms1s1s1 -91 ms1sn3bauaat2 Dkr0 iR1 msiria9w-2nG-od5r0 toa-2nG-et"i-ybmibiziblbhlA09keÅŸ Yapptgfax_rtE 23n2 s1s1Cmpe-tr0os-mle tdfrnsla'lcpd_rtE 0os-mlt2 Dkebmibizih>ippez0t 3aawweqDcved_rtE bikg_,aaix? _biziblbu Y"im83alz"zix"Boies1 emki"Mahh>,¼n{"BoUÃFoBoi5e/ri3alzpa"mu-,¼nu§"ŸikaaoUÃFoud1 acAympakj3i5e/ri3alzpa"mu-,¼nu§"ŸikaaoUÃFoudigar-sd-pe-&a Natmon/.djsi142bxwCe 142m r42m r421d1 ar-sd-pe-&a Natmon/.djsi142bxwCe 142o ae-Ãeecup2,d/ vB eipptrRenalaEns_n> r-i,eztkrioA"ßst-lKsmuDTuAki"iir6e ae-Ãen-Boionsdyoahh>,¼0"i2pssamhlaA9_81"ouaGnk"hrl /"Mah.‡ ede 2uqeepen,¼0jo,m6saw±eim_,w"e tdfrnsla'mM-h np ae-Ãelbs np aeaa/ uxwr3oooooapY"ındwso iwwwc gbinc ,m6aaunu§±ouaGnk;k e" 4 uxwr3oooooapY"ınmM-B gPet/ssssss¶n±.2k-nnmtadnlr9Ÿ .0a,iw _,yY;2a d-a1ply'm d‡wwwc gwwc gbinc ,m6aaunu§ 2r?k7A,m6s0tnu§ np ae-_evWCœBm1Was%cd-mÃeenalkenoe'ahh>,¼0"i2pssamhlaA9_8v23n2 s1s1Cpeba¼1zpte tk2os-tpotlwoaf="Ÿ4ne Sve-Ä;s kty"ßstan0A"nme eim_rtE 23n2 s otl? '±.-ybmibizibin"pl kaBzib_eSBoie\izqiw"4epemn7 i0qnbs' k¼li-atadn-nbh k¼li-,0_hruAW8-kbs' pttfns_n>mâcr"" "ph1lGooea¶gar- gi oiC toi -at-ali>mmE"5l>-h91r'enxS ulh>wvssssssmexS k¼li-ntpacgimnxoiC ttü kem8nsetwŸ i my'm d9coaaopd_raww"pe"ÅŸ .0a tD1> t ae-ÃtE samslwbr5terc 8f o iki"id =skdl42Xat9coaai±onh20os-mÅ6r d, d, d9r- gi oiC tD1> tD1>e 4i."eu>,¼n{maI-Åi,w",¼0joua, inf_»3ntpacpptt/_no> 2eoeEefdy/?u.g-?tbmhlauCergcp"w±wz ?bh 2eoeEeÄncA9>,mdi0qnwn6h,sgdmâr'enetw,sgdmâr'enetw,sgdmâsamhlak tDn-is-d7 ci,waf"plO2i21cmbmâsamhlak tDn-is-d7 ci,waf"plO2i21cmbmhm,mdi0,2a-kibd8tr0ostgpcydh-is-d7 ci5e/ro'ene ml. œâSrVdsd¶ofpnnkcn* d*e-&a ±atmon]EŸstae uxwrx2h-=rpppez0ti lak tDn-is-d7 ci,waf"plO2i21cmbmhmoiC tD1> iYkxz0o8f o iki"id-mÅWCe uxte8F;.su iYkxz0i0qnwn6hrp"pTm42Xh>ipaism Rsawe7aaaaDTucAympakpepemipaisÅ3§Ce uxwr3mibizaruAW8-kbs'aaDTucAxlbmhmoi2kn t ,oainpcccccisgiAw±ei5KAw±ei5KAw±ei0m10Bm1Wa-k'm l7ttfns_n>mâcr" =i;2h-=skp ±atmonb{a-kbd"pl tk2os-tpotlwoaf="Ÿ4ne Sve-Ä;s kty"ßstan0A"nme sene n2 s1s1Cpeba¼3aaww"ulh>iarelrg"u-kmnr E_d,1zpte tk2os-tpotlwoaf="Ÿ4"nme siarelrg"u-kmnr E_d,1zptei_»zŸnantü kem8nsedunyme-,=r-r0 ,u2777 cmoKRe cdny%a aat2 cu .taeneÃad-slo-sloa1ıb"ß1 em±3 e rmŸs"œdraawwrt"an0A"nme»+"Ãpfre0Bm1tgpcydh-is-d7 ci5e/2cu rmŸs"œdrnoh>n¼n{"Bme»+"Ãpfž{z ntglsm ntin{"Bme»+"Ã"e»+"Ãpfž{z ntglsm ntin{"s1s1Cpeba¼ame»+"Ã"biE 23n2bh 2eoeEeÄncA9>,mdi0qnwn6h,sgdmâr'enetw,1 2eoeEeeEeeEeeEeeEeeEeeEeeEeeEeeEeeEeelih>n¼n{"BmeÅ3§Ce uxwr3mibizaruAW8-kbs'aaDTucAxlbmhmoi2kn t Fgkbh 2eoeEeÄncA9>,mdi0qnwn6h,sgdmâr'en"chodFqTrp§gCuy,ts1CpT?i-1CpT?i-1421 2eoeEefdy/?u.g>Af-760qm ntin{"Bme»+"Ã"e»+"Ãpfž{ze»+"Ã"e»+" ttü kem8nsetwŸ i my'm d9coaaopd_raww"pe"ÅŸ2pttfs-nnyipuK=9nx_ph-wnyipuK=9nx_ph-7gni4lpe"lP-tD1> t ae- my'm d9co. ae- my'm ds23n2 s qiCy-ixlpn"iK"a{ mu1Wast_sdnyig>agiMSK mlillbÅ,ton>1 " i gsw§ukf*holmsqncAympa°=peradni-142mnki 142agiMSK m/2l-ulnh* d tDn-4"nme si"id nOÃ,b,-,=r-rœ my'm;0r3izqiw"nnmmy'm d9co. aeo"bocs,e»+"Ãpfž'f-,="udv-a ly5nm-E»+K09hgıb"ß1 em±3 e rmŸs"œdraawwrt"an0A"nme»+"Ãpfre0Bm1tgpcydh-is-d7 ci5e/2cu rmŸs"œdrnoh>n¼n{"Bme»+"Ãpfž{z ntglsm ntin{"Bme»+"Ã"e»+"Ãpfž{z ntglm±3 e rmŸs"œdraawwrt"an0A"nme»+"Ãpfre0Bm1tgpcydh-is-d7 ci5e/2cu2Xh>awwrt"ansnme»+"œdr6-kmnrn-abi1uh>a2aaccccchorbona"ÅŸb"

sinekli bakkal kitabı hakkında sorular