🎣 Bakara Suresi 26 Ayet Tefsiri
48 Sure. Fetih Suresi 26. Ayet Meali, Fetih 26, 48:26. Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir.
BakaraSüresi 26. Ayet Tefsiri: Bu mübarek ayetler: Müminlerin güzel inanışlarını bildirmekte, mümin olmayanların da cehaletlerini, yanlış düşüncelerini teşhir etmektedir, onların en boş iddialar ile Kur’an’ı Kerim hakkında şüphe uyandırmaya çalıştıklarını ilan eylemektedirler.
1000Kitapta Ara. Bakara Suresi 26. Ayet. Her Şey
TefsirDersleri - Sinan Yılmaz - Ayet Ayet / 015 - Bakara Suresi 21 - 22. Ayetler, İbadet. Şimdiye kadar 8086 defa izlendi. 018 - Bakara Suresi - 26 - 27. Ayetler - Cenab-ı Hak Örnek Vermekten Çekinmez; 019 - Bakara Suresi - 28 - 29. Ayetler - Allah'ı Nasıl İnkar Ediyorsunuz!
Bakarasuresi 275 ayet Bakara Suresi 275. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri BaşKanlığı Uluburun plajı Giresun plajı - YouTube. 26.07.2022. English-Polish Dictionary: Bozköy plajı; Gümüşyaka halk plajı; Bakara Suresi 275. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri BaşKanlığı; Toyota Land Cruiser Pickup 2005 Prices in UAE
Bakara33. Allah: "Ey Adem, onları meleklere isimleriyle haber ver" dedi. Adem'de, meleklere isimleriyle haber verince de Allah: "Ben size demedim mî, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim. Gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da ben bilirim" dedi. Allah (c.c.) Adem'in üstünlüğünü ortaya koyarken ona öğrettiği
CjAQ. Bakara Suresi 26. ayeti ne anlatıyor? Bakara Suresi 26. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Bakara Suresi 26. Ayetinin Arapçasıاِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يرًا وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يرًاۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙ Bakara Suresi 26. Ayetinin Meali AnlamıAllah, hakikatleri beyân için bir sivrisineği, hatta küçüklük ve kıymetsizlikte ondan daha aşağı bir şeyi misal getirmekten çekinmez. İman edenler, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu hemen bilirler. Kâfirler ise “Allah böyle bir misal ile ne demek istiyor, acaba?” derler. Allah onunla bir çok kimseyi sapıklığa düşürür, yine onunla pek çoklarını da doğru yola erdirir. Aslında Allah, onunla ancak fâsıkları sapılığa Suresi 26. Ayetinin TefsiriAllah Teâlâ, müşriklerin putlarının acizlik ve değersizliklerini ortaya koymak için sineği misal verip Hacc 22/73, putlara ibâdet etmeyi de örümcek ağına tutunmaya benzetince Ankebût 29/41 yahudiler güldüler ve “Sineğin ve örümceğin ne değeri var ki, Kur’an onları misal getiriyor. Böyle Allah kelâmı olmaz!” dediler. Bu hâdise üzerine bu âyetler nâzil oldu. Vâhidi, s. 26-27 Diğer taraftan Araplar, sivrisinekten daha zayıf bir şey tasavvur edemezlerdi. Kur’ân-ı Kerîm, sivrisinek ve örümcek misalleri ile putların bunlardan daha aciz olduğuna işaret etmiştir. “Hayâ”; ayıplanma ve zemmedilme korkusu ile bir kimsede beliren değişme, utanma ve çekingenlik hâlidir. Böyle durumlar Allah için imkânsızdır. Dolayısıyla kelime burada “terk etmek, vazgeçmek” mânasında kullanılmıştır. Allah Teâlâ, çok küçük ve basît bir varlık oluşuna bakarak, sivrisineği örnek olarak vermekten vazgeçmez. Bilâkis tevhid ve şirk gibi temel dinî gerçeklerin kolaylıkla anlaşılmasını temin maksadıyla sivrisineği, onun bir kanadını, ondan büyük veya daha küçük varlıkları misâl olarak verir. Bu, o kadar garip karşılanacak bir durum değildir. Üstelik hiçbir güç, O’nun iradesini bağlayamaz. Darb-ı mesel, kelamın, bir durumu en münasip tarzda ifade edip, onun bütün güzellik veya çirkinliğini ortaya koyacak bir şekilde serdedilmesi demektir. Bu mâna, dirhemlerin üzerine özel bir işaret vurma anlamına gelen “darb-ı derâhim” sözünden alınmıştır. Sanki mesel darbeden kişi, dinleyicinin kulak kapısını çalmakta ve sözünün tesirini onun kalbine ulaştırmaktadır. Bir şeyi mücerret olarak tahkir etmek veya kötülemekle kalplerde tesir meydana getirmek pek zordur. Ancak onu, tahkirliği örf haline gelmiş ve kendisinden son derece nefret edilen bir şeye benzetmekle, istenilen tesir meydana getirilebilir. Merâğî, Tefsir, I, 70; Bekir İsmâil, el-Emsâlü’l-Kur’âniyye, İşte sinek, sivrisinek ve örümceğin misal verilmesi bu b. Enes’in ifadesine göre, Cenâb-ı Hak dünya ehline ibret olsun diye sivrisineği misâl vermiştir. Çünkü sivrisinek aç kaldığı sürece yaşar ve doyunca ölür. Dünya ehli de böyledir. Karnını tıka basa doyurunca isyâna ve azgınlığa kalkışır. Evvelâ kalbi ölür, sonra mânen gerilemeye devam Kuşeyrî der ki “Hak Teâlâ’nın kudretine nispetle bütün yaratıklar, havadaki bir toz zerresinden daha küçüktür. O’nun kudreti karşısında Arş ile sivrisineğin büyüklük bakımından bir farkı yoktur. Arş’ı yaratmak O’na zor gelmediği gibi, sivrisineği yaratmak da “kolay” sözüyle anlatılamaz. Çünkü Allah Teâlâ, kolaylık ve zorluk gibi şeylerden münezzehtir.” Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 30Cenâb-ı Hak, zaman zaman zayıf varlıklardan bahsederek zayıf kullarının kalplerini tesellî ve takviye etmiştir. Yerine göre aciz ve küçük gibi görülen o yaratıkların, kuvvetliler üzerinde ne gibi tesirler icrâ edebileceklerini göstermiştir. Meselâ sivrisinek, küçüklüğüne rağmen, filde bulunmayan iki kanada sahiptir. Cenâb-ı Hak takdiri icâbı birine vermediği bir şeyi, diğerine vermiştir. Biri çok iş yaptığı halde diğeri az iş yapar. Daha garibi bu küçük yaratık, küçüklüğüne bakmadan diğer büyük yaratıklara eziyet verir. Üstelik kimse de kendini ondan kurtaramaz. Allah’ın hikmetine bakın ki, aslanı gâyet kuvvetli, sinek ve sivrisineği gâyet zayıf yarattığı halde sivrisineğe insanlara karşı bir cür’et ve cesâret, aslana da bir korku vermiştir. Sivrisinek ne kadar defedilmeye çalışılsa insanın üstüne üstüne gelir. Aslan ise koğulmadığı, uzaklaştırılmadığı halde yuvasını insanlardan uzak yerlere yapar. Allah insanlara karşı sinek ve sivrisineğe verdiği cür’et ve cesâreti, aslana vermiş olsaydı, insanlar helâk olurdu. İşte Allah yerine göre, zayıf yaratığa karşı insanı âciz kılar, yerine göre de kuvvetli yaratığa karşı güçlü kılar. Allah’ın böyle gizli hikmetleri pek çoktur. Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 86Yüce Mevlâmız daha önce indirdiği kitaplarda ve Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok misaller vermiştir. Sivrisinek de bunlardan biridir. İnsanlar kalbî durumlarına göre bunlara bir karşılık verirler. İman edenler, Allah ve Rasûlü’ne bağlılıkta sıkıntısı olmayanlar bu misallerin Rableri tarafından indirildiğini, açık ya da gizli büyük hikmetler ihtiva ettiklerini ve inkâr edilmelerinin mümkün olmadığını bilirler. Bu misâller üzerinde derin derin tefekkür ederek hikmetlerinden faydalanmaya çalışırlar. Kâfirler ise, verilen misâlleri küçümseyerek “Allah, bu basît ve değersiz misâlle ne demek istiyor, acaba?” diye alay ederler. Bunlardan öğüt alacak yerde itirâzda bulunurlar. Allah ise, indirdiği Kur’an veya orada verdiği misâllerle, sapıklığı seçecekleri bilinen pek çok kimseyi saptırır. Hidâyete erecekleri ma’lûm olan pek çok kimseyi de doğru yola erdirir. Görüldüğü üzere Kur’ân bir topluluk için şifa ve rahmet olurken; bazı insanlar için de bedbahtlık ve azap vesîlesi olmaktadır. Zira o, Allah’ın lutuf ve kahrını içinde bulundurduğu kelâmıdır. Lütfu ile sâdıkları doğru yola ulaştırdığı gibi, kahrı ile de fâsıkları sapıklığa bilim ve teknoloji bakımından da önemi büyüktür. Nitekim teknolojinin hayli ilerlediği asrımızda ilim adamları tabiattan ve yaratıklardaki tasarımdan daha ciddi istifade etmeğe çalışmışlar, bulunduğu yerden yukarıya dikey olarak yükselip, inmek istediği noktaya dikey olarak inebilen savaş helikopterlerini sivrisineğin iniş ve kalkışından ilham alarak tasarlamışlardır. Âyette geçen “fısk” kelimesin lügat anlamı “çıkmak” demektir. Araplar taze hurmanın kabuğundan çıkmasını bu kelime ile ifade ederler. Dinî bir terim olarak, “Allah’ın emirlerini terk ve O’na isyan etmek suretiyle doğru yoldan çıkmak” mânasına gelir. Bu fiilleri yapan ve bu vasıflara sahip olanlara da fâsık denilir. Fıskın üç derecesi vardır Günahı çirkin saymakla beraber, ara sıra günah işlemek. Üzerine düşerek devamlı yapmak. Çirkinliğini inkâr ederek, yani günahı güzel görerek yapmaktır. Bu üçüncü kısım küfür derecesidir. Fâsık bu noktaya gelmediği sürece Ehl-i sünnete göre mü’minlikten halde fâsık vasfı içinde kâfirler bulunabileceği gibi, imanını kaybetmemiş olanlar da bulunabilir. Fakat bu âyet-i kerîmede bahsedilen fâsıkların küfürlerinde ve dinden çıktıklarında şüphe yoktur. Çünkü burada üç vasıf zikredilmiştir Allah’a verdiği sözden dönüp inancını bozmak, ilâhî emrin aksini yapmak, yasakları işlemek suretiyle de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak. Bu üç husus birleşince de küfür gerçekleşir. İşte Allah bu nevi misâllerle başkalarını değil, ancak kendisini inkâr eden ve emrinden çıkan böyle fâsıkları olarak isimlendirilen bu kimselerin küfre girmelerine ve ebedi hüsrana uğramalarına sebep olan vasıfları şöyle haber verilirBakara Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriBakara Suresi 26. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
Bakara Suresi 263. ayeti ne anlatıyor? Bakara Suresi 263. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Bakara Suresi 263. Ayetinin Arapçasıقَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ Bakara Suresi 263. Ayetinin Meali AnlamıGüzel bir söz ve kusurları bağışlama, ardından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah’ın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. O, ceza vermekte hiç acele Suresi 263. Ayetinin TefsiriAllah için verdikten sonra başa kakmaya ve eziyet etmeye gerek de yoktur. Çünkü bu zoraki ve mecbûrî değil, isteyerek, gönüllü olarak yapılan bir iştir. Kul bunu ancak sevap elde edebilmek ve ilâhî rızâya erebilmek için yapar. İstese yapmayabilir. Çünkü yardım isteyen veya yardım edilmesi gereken insanlara karşı tatlı dilli olmak, gönül alıcı güzel bir söz söylemek, herhangi bir kusur varsa onu da bağışlamak, başa kakarak ve eziyet ederek verilen sadakadan daha hayırlıdır. Boşa zahmet çekmeye gerek yoktur. Bu hususla ilgili olarak Yüce Rabbimiz, bir diğer âyet-i kerîmede şu tavsiyede bulunmaktadır“Rasûlüm! Muhtaçlara vermek üzere Rabbinden bir nimet beklerken, elinde vereceğin bir şey bulunmadığı için isteyenlerden yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o zaman hiç olmazsa onlara gönül alıcı bir söz söyle!” İsrâ 17/28Aziz Mahmûd Hüdâyî şöyle der “Dilenciyi güzel bir şekilde geri çevirmek, başa kakan ve eziyet eden kimsenin sadakasından daha hayırlıdır. Zira güzel söz, geri çevirmek için bile olsa dilencinin gönlünü ferahlatır, rûhunu şenlendirir. Sadaka, hem insanın maddî varlığına fayda vermek hem de kalbi mesrûr etmek sûretiyle kişiye menfaat sağlar. Cesede fayda veren şeyle, rûha eziyet verecek bir şey birleşince tam fayda temin edilmiş olmaz. Şüphesiz ki rûhu ferahlandıracak şey, cesede menfaat verenden daha hayırlıdır. Çünkü insanda rûhâniyet, çamurdan yapılmış bedene göre çok daha yüce ve şerefli bir mevkiye sahiptir.”Nitekim Abdullah b. Zübeyr’in oğlu Âmir, fakir ve âbidlere yardım edeceği zaman, onları incitmemek için şu yolu tercih ederdiYardım edeceği kimseler secdede iken para keselerini ayakkabılarının yanına hissedecekleri şekilde bırakır ve görünmeden uzaklaşırdı. Kendisine“–Neden yardımını, birisini göndererek yapmıyorsun?” diye sorulunca da şöyle cevap verirdi“–Onlardan birinin, gönderdiğim kişiyle veya benimle karşılaştığında yere bakmasını istemem, onun için böyle yapıyorum.” İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, II, 411Şu kıssa da pek ibretlidirHintli bir derviş Nişabur’lu bir tâcirin yol arkadaşı idi. Bu derviş tam bir feragatle yalınayak gidiyor, ayağını taştan ve dikenden sakınmıyordu. Tâcir ona acıdı, ayakkabısını verdi. Hintli ona dualar edip gayretle yola devam etti. Nişabur’lu her an“- Böyle git, şöyle git; ayağını taşlara yavaş bas, dikenin batmasından sakın!” diye tahakkümde bulundu. Hintli onun bu emirlerinden bıktı, ayakkabıyı çıkarıp tâcirin önüne koydu ve“- Al, bana kayıtlı bir iyilik lazım değildir. Hiçbir kayda tabi olmadan otuz senedir yalınayak dolaşıyorum. Şimdi bir ayakkabı için birinin kayıt ve hükmü altına giremem ve minnetini çekemem!” dedi. Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I, 414Şüphesiz Allah ganîdir; kullarının verecekleri sadaka ve yapacakları iyiliklere ihtiyacı yoktur. O sadakaya muhtaç fakirleri ve garipleri bol bol rızıklandırmaya, zengin olanları da fakir ve başkalarına el açar duruma düşürmeye kadirdir. Yine Allah halîmdir; her günah işleyeni anında cezalandırmaz. Başa kakan ve ezîyet edenlere de, tevbe edip yanlışlarından dönmeleri için mühlet Teâla, kendi yolunda yapılan harcamaların başa kakma ve ezâdan arındırılması ve kulların yaptıkları iyiliklerin mükâfâtından mahrum kalmamaları için bu hususu ayrıca dikkat çekici bir örnekle şöylece açıklığa kavuşturmaktadırBakara Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriBakara Suresi 263. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
Bakara Süresi 23. Ayet Meali Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüphe ediyorsanız, haydi onun benzeri bir süre getirin eğer iddianızda doğru iseniz. Allah’tan gayri şahitlerinizi de Süresi 23. Ayet Tefsiri Muhammed Mustafa’ya doğruluğu, eminliği bu ana kadar herkesin müsellemi olan sevgili Resulümüze verdiğimiz risaletten ve bunun fermanı olmak üzere parça parça indirmekte olduğumuz Kur’andan bir şüphede bulunursanız, bir kuşkuya düşerseniz, mesela vahiy inanılır şey midir?Allah kitap gönderecek olsa böyle mi gönderir? Böyle parça parça, ayet ayet, süre süre kitap inmek nasıl şey? Bunlar bize maddi ilimlerden ne öğretiyor? Altın madenlerinin nerelerde olduğunu mu gösteriyor? Kimyaları mı buluveriyor. Bu bir şiir değil midir? Bunu insan kendiliğinden yapamaz mı?Binaenaleyh Muhammed ya bir şair gibi ara sıra bunları kendi söylüyor da Allah gönderdi diye bizi aldatıyor veya kendi aldanıyor mu, gerçi Muhammedin şimdiye kadar aklı da vardı, istikamet ve emaneti de vardı, o ne aldanır ve ne aldatırdı tecrübe böyle amma ne çıkar? Tecrübe maziyi gösterir, olabilir ya belki bugün bozuldu, aklını kaçırdı veya ahlakını değiştirdi, ihtimal, artık kurnazlığa kalkıştı, hasılı ne tarafından baksak kestiremiyoruz, her halde bunun kendisinden olması ihtimalini yenemiyoruz, Allah’dan geldiğinde şüphe bile değil fakat hakkımız olan böyle bir kuşku ile onu tanımıyoruz, çünkü müspet olmayan bir şeye inanmak da budalalıktır, karı akıl değildir gibi bir takım kuşkular taşıyorsanız bunun da ispatı kolay, bunda da derin derin felsefelere, hayallere dalmaya lüzum yokEğer bunu bir insan yapabilirse, haydi bunun gibisinden bir sure getiriniz. -yani üslupta ve belagat-ü bedaatte kur’an surelerine benzer ve tam ona mümasil bir süre de siz bulunuz, ve ona tam benzemek için söyleyen de o kulumuz gibi ümmi ve onun gibi ahlaklı olsun, okuyup yazanlardan, tahsil görenlerden, şairlikle uğraşanlardan olmasın, haydi bu son kaydi de hafzedelim, size müsaade eyleyelim, alelıtlak her hangi bir şahıstan olursa olsun böyle bir sure getiriniz,Ve hatta Allah’dan başka güvendiğiniz ne kadar yardımcılarınız, tanıdığınız ne kadar mabutlarınız, ıktidarını farzettiğiniz ne kadar putlarınız şuaranız, übedanız, ulemanız, hukemanız, ümeranız, hasılı size baş, el, ayak olmak istiyecek ne kadar yardakçılarınız, şahitleriniz, muktedabihleriniz varsa hepsini de şehidin cem’idir. Şehid ise, hazır, şahit, nasır, nümunei imtisal manalarına gelir ki burada her hangi birisi davanızda sadık yani bu başta şüpheye mahal olduğu fikrinde muhik iseniz bunu yapmanız ve yapabilmeniz lazım gelir. Bir insanın kendiliğinden yaptığı bir şey’i veya daha iyisini diğer insanlardan behemehal bir yapan bulunur. Mu’tat olur. Görmez misiniz, feylesoflar bile tabiat muttarıddır derler. Siz de zaten böyle demekle bunun şairlerde filanlar da emsali var demek istiyorsunuz. Varsa haydi bulun getirin, bu gün değilse yarın getirin, bir gün getirinBakara Süresi Meali Bunu yapamazsınız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için Süresi 24. Ayet Tefsiri Yok eğer bunu yapamazsanız, mislini getiremezsiniz ﴿﴾ ki hiç bir zaman yapamayacaksınız -Kıyamete kadar yapamayacaksınız. Yapmanız mümkün değil ya, mümkün olsa da yapamayacaksınız, Allah yaptırmayacak. O halde ﴾ çırası insanlar ve taşlar olan o dehşetli ateşten sakınınız ki﴿ ﴾bu ateş, bu narı Cahim, kafirler için şuhut, istidlâli aklî, tecribe, haber, bunlar ilmin, yakinin en mühim vasıtaları, mi’yarlarıdırSiz bir vakıa görüyorsunuz, işte kitap, bunun nazmındaki yüksekliği de bizzat anlayanlar bedaheten görüyor, diğerleri de bunlardan duyuyor. Şimdi Allah’dan, Peygamberden kur’an ile bu haberi de işitiyorsunuz, tecrübe de yapınız ve cereyan eden tecrübelere de bakınız, göreceksiniz ve hatta gördünüz ki bunun misli yapılmadı ve yapılmıyor ve halde şüphe etmeye ne hakkınız kalır, az çok ilmi bir sebebe istinat etmeyen şüphe, vesveseden veya ahlaksızlıktan başka ne olur? Gerçi siz vahyi bizzat tecrübe edemezsiniz, çünkü o Allah’ın bir vakıai mahsusa ve mümtazesidir. Peygambere Peygamberlerden başka misal bulamazsınız. Fakat onun asarını tecrübe edebilirsiniz, zaten ilmi ve fennî tecrübelerin ekserisi de doğduğunu zıyasından anlarsınız. Böyle bir tecrübe size sebebi vakıin külli ve umumi mi? Yoksa münferit ve mümtaz bir şey mi? olduğunu anlatır. İşte Allah Teala bu ihbar ile, bu irşad ile size eseri vahyi tecrübe etmek için bir mi’yarı mahsus veriyor, çünkü hepsini tecrübe etmeye kalkarsanız ömrünüz kifayet etmez ve irşadın faidesi olmaz. Onları da asırların tecrübe gösterecek ve ispat siz bu mi’yarı mahsustan istifade edebilirsiniz. Bilhassa emir ve ihbarı kat’îsinin mazmununa dikkat ediniz. Sizi bir mütegallibin kuvvei cebriyesile bağlamıyor, ikinizi bir yere getirmekten menetmiyor. Hür, muhtar, serbest bırakıyor, haydi şairlerin ve sairenin sünuhatına veya gafillerin, kendini bilmezlerin, sahtekarların, şarlatanların igfalâtına benzer gibi tevehhüm ettiğiniz ve bundan dolayı şüphelendiğiniz;Kur’anın ve hatta bir surenin mislini getirmek için elinizden geleni yapınız diyor, ve yapamayacağınızı da, hakikatin kıyasınız gibi olmadığını öyle bir kat’iyetle haber veriyor ve bunun yalan olamayacağını öyle bir yakin ile söylüyor ve binnetice fi’len isbat da ediyor ki bundan büyük yakin olmaz, bundan büyük ilim halde vahyi bir kerre diğer şairlerin filânların sünuhatına benzetmiye asla hakkınız yoktur. Nihayet şunu diyebilirsiniz Muhammed gibi bir insan daha yok ki bulalım da ona söyletelim, Ona Allah öyle bir akıl, öyle bir kuvvet vermiş ki onu kimseye vermemiş, o harikulade mümtaz ve bütün insanlardan mümtaz bir fıtratla yaratılmış da bunları o sayede yapıyor ve fakat yine kendi yapıyor ise diğer şüpheleri bırakıp bir kerre bunu tasdik ediniz, ettikten sonra bir daha düşününüz, böyle bir zat size o harikulade mümtaz fıtretin kendi zatîsi olmadığını söylüyor bununla bir gurur duyup size çalım satmıyor, o kudret ile sizden Dünya istifadeleri istemiyor. tegallüp davasına kalkışmıyor, kemali tevazu ile ben Allah’ın bir kulu ve Resuluyüm diyor ve asırları keşfediyor. o halde onun mümtaz aklına ve nazirsiz kudretine itimat ederek verdiği vahiy haberlerini tasdik etmeniz lazım Allah’a inanmıyorsanız, onda şüpheniz varsa böyle bir aklın şehadet ile ona inanmanız ve ubudiyet etmeniz iktıza eder. Ve eğer Allah’a inanıyorsanız bunu doğrudan doğru Allah’ın yaptığını, kendini ve evamirini bildirmek için gönderdiğini evleviyetle tasdik etmeniz lâzım gelir, onu tasdik etmemek için aklî, tecribî, ilmî, fennî, mantıkî hiç bir şüpheye imkân bulunmadığını idrak etmeniz icap bilmez, hala şüphe davasından vazgeçmez, hala kuşkulanırsanız, buna inadınızdan ağrazı şahsıyenizden, ahlaksızlığınızdan başka bir sebep kalmaz ve hiç bir mazereti bulunmıyan kâfirlerden olursunuz hakkı kat’iyyen reddedenler kâfir olduğu gibi haksız yere şüphe edenler de kâfirdir. O halde şunu biliniz ki kafirler için hazırlanmış bir ateş, bir Cehennem vardır ki o korktuğunuz, kulaklar tıkadığınız saıkaların hiç birine benzemez, o ateş, çırası insanlar ve taşlar olan bir ateştir, artık bundan kendinizi sakınabilirseniz işbu ihbarı o günden bu güne kadar bin üç yüz kırk dört senelik bir tecrübe ile sıdkını gösteren bir mucizei ebediyedir. Bu tahaddinin i’cazı karşısında yarıştan vaz geçilmiş, silâhlar çekilmiş, kanlar akıdılmış, Dünyalar karıştırılmış, her türlü zahmetler, masraflar ıhtiyar edilmiş ve fakat bu mucizeye hiç bir cevabı red verilememiştir. Ancak tesvilât ile irşadı Kur’anın önüne geçmeye çalışılmıştır. Bunlara karşı adaleti ilâhiye elbette yerini bulacaktır, o ateş sönmemiştirCehennem ateşini tutuşturmaya sebep olan vekudun insanlar ve heyakili ma’bude olduğunu beyan buyuruluyor. Lâkin ayni ifadede o, çıra, kömür gibi ateş tutuşturan taşlar bulunduğunu da bildirmiş oluyor ki erbabı fen bunun taş kömürler olduğunu söylüyorlar. Vekud, ateş yakılan kibrit, ot, çöp, çıra, paçavra, odun vesaire gibi şeylerin hepsine ıtlak beyanatı Kur’aniye ne kadar canlıdır. Tamamen ilmî ve mantıkî ve hıkemî olan ve bir felsefei ilâhiyenin künhünü teşkil eden bir mebhas; edillei mantıkiye ve ruhiye-vü afakiyesinin cezirlerile hem veciz ve hem gayet basit ve bedi bir surette nasl tefhim bir minberden büyük ve muhtelif bir cemaate hutbe irad eden, va’z eden, ders okutan, tebligat yapan, ahkâm vaz eden fevkalâde beliğ bir hatıbin lüzumuna göre kâh sağa, kâh sola ve kâh merkeze iltifatlar ederek sırasında umumuna ve sırasında bir kısmına, kâh muhaliflerine ve kâh muvafıklarına ve kâh hepsinin karşısında yaveri mahsusuna tevcihi hitab etmesindeki iltimaatı beyan kulaklarda temsil ettirirKaynak Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Elmalılı Elmalılı Hamdi Yazır
2-BAKARA 26. Ayet إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâmeselen, yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâkesîran ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkînfâsıkîne. Bayraktar Bayraklı Allah, bir sivri sineği, hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İnananlar, bu örneğin Rabblerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise, “Allah bu örnekle ne demek istedi?” derler. “Allah bu örnekle birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya yöneltir; bu örnekle, fâsıklardan başkasını saptırmaz.” Edip Yüksel ALLAH bir sivrisineği hatta onun üzerindekini örnek vermekten çekinmez. Gerçeği onaylayanlar, bunun Rab’lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilir. İnkarcılar ise “ALLAH bu benzetme ile neyi amaçladı“ derler. O, bununla birçok kişiyi saptırır ve birçok kişiyi de doğruya iletir. O, bununla sadece fasıkları saptırır. Erhan Aktaş Doğrusu Allah, bir sivrisineği veya ondan daha üstününü1 örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler, bunun, Rabb’lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Gerçeği yalanlayan nankörler ise “Allah, bu örnekle neyi amaçlamıştır?” derler. Allah, bu örnekle birçok kimseyi saptırır, birçok kimseyi de doğru yola iletir. Bununla, ancak fasıkları2 saptırır. 1- Biyolojik olarak daha küçük, daha karmaşık olanı. 2- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. Muhammed Esed Bakın, Allah, bir sivrisineği hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek getirmekten kaçınmaz. İmana ermiş olanlara gelince, onun Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu bilirler. Hakikati inkara şartlanmış olanlar ise, "Bu örnek ile Allah ne demek istiyor acaba?" derler. Bu yolla Allah, bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğruya yöneltir, fakat fasıklardan başkasını saptırmaz. Mustafa İslamoğlu Allah bir sivrisineği ya da ondan da küçüğünü misal vermekten haya etmez. İman edenlere gelince onlar iyi bilirler ki, o, Rableri katından gelen hakikattir. Küfre saplananlara gelince "Allah bu örnek ile ne demek istedi?" derler. Bununla Allah bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğru yola yöneltir. Ve fakat yoldan çıkmışlardan başkasını kesinlikle saptırmaz. Süleyman Ateş Allâh, bir sivrisineği hattâ onun da üstünde olanondan daha zayıf bir varlığı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise "Allâh, bu misalle ne demek istedi?" derler. Allâh, onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fâsıkları saptırır. Süleymaniye Vakfı Allah hiçbir şeyi örnek vermekten çekinmez, bir sivrisinek de daha üstü de olabilir. Allah’a güvenenler bilirler ki o, Sahipleri Rableri tarafından verilmiş doğru örnektir. Kâfirler [*] ise şöyle derler “Ne yani, Allah böyle bir örnekle neyi amaçlamış olabilir!” Bu yolla Allah, birçoğunun sapıklığına, birçoğunun da yola gelmişliğine karar verir. Sapık saydıkları sadece fâsıklar yoldan çıkmış olanlardır. [*] Ayetleri görmezden gelenler. Yaşar Nuri Öztürk Şu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz. Böyle bir durumda, inananlar bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir. Küfre sapmışlar ise şöyle derler "Allah, bunu örnek vermekle ne demek istedi?" Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da onunla doğruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla fâsıklardan başkasını saptırmaz.
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنۢبُلَةٍ مِّا۟ئَةُ حَبَّةٍ ۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbehhabbetin, vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîmalîmun. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Türkçesi Kökü Arapçası durumu م ث ل مَثَلُ kimselerin الَّذِينَ infak edenlerin ن ف ق يُنْفِقُونَ mallarını م و ل أَمْوَالَهُمْ فِي yolunda س ب ل سَبِيلِ Allah اللَّهِ durumu gibidir م ث ل كَمَثَلِ bir tohumun ح ب ب حَبَّةٍ veren ن ب ت أَنْبَتَتْ yedi س ب ع سَبْعَ başak س ن ب ل سَنَابِلَ فِي her ك ل ل كُلِّ başağında س ن ب ل سُنْبُلَةٍ yüz م ا ي مِائَةُ tohum ح ب ب حَبَّةٍ Allah وَاللَّهُ kat kat verir ض ع ف يُضَاعِفُ kimseye لِمَنْ dilediği ش ي ا يَشَاءُ Allahın وَاللَّهُ lutfu geniştir و س ع وَاسِعٌ O bilendir ع ل م عَلِيمٌ Diyanet İşleri Başkanlığı Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Diyanet Vakfı Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah´ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her biri yüz taneye sahip yedi başak bitiren bir tohum tanesine benzer. Allah, dilediğine kat kat fazla verir. Allah, rahmeti bol olan ve herşeyi bilendir. Elmalılı Hamdi Yazır Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah´ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir. Ali Fikri Yavuz Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, her başağa yüz daneli yedi başak bitiren bir tohumun hâli gibidir. Allah dilediği kimseye daha kat kat verir. Allah’ın ihsânı çok geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Mallarını Allah yolunda infak edenlerin meseli bir tâne meseli gibidir ki yedi başak bitirmiş her başakta yüz tâne, Allah dilediğine daha da katlar, Allah vasi´dir alîmdir Fizilal-il Kuran Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağı yüz taneli yedi başak veren bir tohum tanesine benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah´ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir. Hasan Basri Çantay Mallarını Allah yolunda harcayanların haali yedi başak bitiren, her başakda yüz tane» bulunan bir tek tohumun haali gibidir Allah kime dilerse ona katkat verir. Allah, ihsanı bol olan, hakkıyle bilendir. İbni Kesir Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Ve Allah, Vasi´dir, Alim´dir. Ömer Nasuhi Bilmen Allah yolunda mallarını infak edenlerin meseli, o bir tanenin meseli gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane bulunmuş olur. Ve Allah Teâlâ dilediğine kat kat artırır. Ve Allah Teâlâ vâsidir, alîmdir. Tefhim-ul Kuran Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz ´tane´ bulunan bir tek ´tane´nin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah ihsanı bol olandır, bilendir.
bakara suresi 26 ayet tefsiri