🦑 Didem Madak En Güzel Şiirleri

En güzel aşk şiirleri ve en güzel aşk sözleri, yüzlerce birbirinden güzel aşk şiirleri bu sayfada. Didem Madak (9) Dilâver Cebeci (6) Ebubekir Eroğlu Sappho Dünyanın bilinen ilk kadın şairi. Yunan şair, aynı zamanda lirik şiirin de ilk akla gelen isimlerinden birisidir. Silvia Plath. Didem Madak: Annem çok sevmelerin kadınıydı diyen şair, son derece özel bir kadın şairidir. Lale Müldür: Sadece Destina şiiri ile bile efsaneleşmiş, sıra dışı kadınların belki de en Aslında bir değil birbirinden şahane Didem Madak'tan üç kitap tanıtacağım sizlere. Beğeneceğinize adım gibi eminim :) Öncelikle Didem Madak kimdir onunla başlayalım. 1970 İzmir doğumludur Didem Madak. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlandı. En Güzel ve Kısa Didem Madak Şiirleri. Didem Madak 8 Nisan 1970 yılında İzmir’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta kanserden dolayı annesini kaybeden şair, erken yaşlarda kendisini şiire adadı. Annesini kaybetmesinin travmasını şiirlerine de yansıtan Didem Madak 23 Temmuz 2011 yılında kanser hastalığına yenik düşerek AyraçDergisi Sayı: 89. Her Şey. Kitaplar Proje Raporu. Didem Madak, Ekim 2002 Varlık Dergisi’nde Müjde Bilir ile yaptığı röportajda kendisini şu şekilde ifade eder: “Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu.”. Madak’ın ilk şiirinden itibaren en çarpıcı özelliği şiirinin kendini tanımlamasıdır. Bundanböyle şiirleri ile aramızda olucak Didem Madak. Allah' tan rahmet, ailesi ve sevenlerine sabır diliyorum .. MÜSVEDDELER 1- Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat Bir çiçek çizdim bu akşam avcuma İsmini herşey koydum. Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan. rUcNCi. 8 Nisan 1970 İzmir doğumludur. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Madak Türk Şairimizdir. Ah’lar Ağacı, Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi gibi eserleri bulunmaktadır. Didem Mamak 24 Temmuz 2011 yılında İstanbul da hayatını kaybetti. Ünlü şairin ilk kitabı olan Grapon Kağıtları adlı eserinden İnkılap Kitabevi Şiir ödülünü kazanmıştır. Didem Madak’ın En Güzel Sözlerini sayfamızda derledik. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Hayatımın üstünde imkânsız kuşlar uçuyor. Tehlikeli sayılmam artık kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum. Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. Güneşi özledim, sonra seni Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım. Yapıştırsam da parçalarını hayatımın, Su sızdırıyordu çatlaklarından. Bahar dallarının hatırına beni anla. Hay! Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz. Beklemek üzerine felsefe kitabıydık. İyiyim falan diyorum sana ama Bunlar hep sen yanımda olmadığından. Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan. Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum. Bugün kalbimi eski bir plak gibi öyle çok tersine çevirdim ki. Hayattan söz edilirdi Zor denirdi Ve ardından susulurdu mutlaka. Beni kimse bulamazdı, Tanrı’nın arkasına saklansam. Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım. Herkes çıkarsın kalbini O çirkin mücevher sandığından Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım! Didem Madak Siz Aşktan Ne Anlarsınız Bayım Sözü ve Şiirleri Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım. Kendimin ucunda. Öyle ıslak, öyle kötü kokan, yırtık ve perişan. Siz aşkı ne bilirsiniz bayım. Aşkı aşk bilir yalnız! İnsan çıtır ekmeği ısırdığında, kırıklar dolar kucağına, işte orası umudun tarlasıdır. Annem çok sevinmelerin kadınıydı. Bazen sevinince annem gibi, Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın. Yalnızca iki harfini öğrendim AH! Ben sevgilim. Bir çocuk bayramı gibi yaşamak isterdim her aşkı Cezaya kaldım. Bir dönem kalbim yokmuş gibi davrandım. Ama o hep vardı, kalbim takma değil. Dünyaya bir kadın eli değse, şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa, tozlar havalansa. Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al. Ama umutsuz bir yerden olmasın. Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin. Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım! Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. İçim ezildi geçen gün, geçen ay, hatta geçen yıl da biliyorsun. Sen yanımda olmadığından. Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum. Ve kaybolmak o dalgınlıkta. Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya Olanlar oldu tanrım Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de! Beni bir sutyen lastiğiyle asın. Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum. Onu orada. Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım.. Batmaya da razıyım, artık beni anla yeter ki sen beni hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım. Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Didem Madak Aşk Sözleri Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen. Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Camdan pabuçlarım kırık, Prens de bulamaz beni artık. Hayata söyleyin bundan sonra gitsin anlamını masallarda arasın. İçimde sanki hep aynı şarkıyı çalan bir laterna Cancağızım basma perdeme bir çiçek de sen olsaydın. Didem Madak Resimli Sözleri Didem Madak kimdir? Didem Madak sevenleri tarafından unutulmadı. Sevenleri Didem Madak'ı 8 Nisan'da yani doğum gününde unutmadı. Sosyal medyada Didem Madak'ın en güzel şiirlerinden alıntılar paylaşıldı. Didem Madak'ı tanımayan vatandaşlar da Didem Madak kimdir sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Didem Madak Türk edebiyatının değerli bir şairiydi. İşte en güzel Didem Madak şiirleri... Didem Madak kimdir? Didem Madak sevenleri tarafından unutulmadı. Sevenleri Didem Madak'ı 8 Nisan'da yani doğum gününde unutmadı. Sosyal medyada Didem Madak'ın en güzel şiirlerinden alıntılar paylaşıldı. Didem Madak'ı tanımayan vatandaşlar da Didem Madak kimdir sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Didem Madak Türk edebiyatının değerli bir şairiydi. İşte en güzel Didem Madak şiirleri... Didem Madak kimdir? Didem Madak, 8 Nisan 1970'te İzmir'de dünyaya geldi. Madak 23 Temmuz 2011'de de hayata gözlerini yumdu. Didem Madak Türk şairidir. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Şiirleri Öküz, Ludingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Kanser nedeniyle 41 yaşında yaşamını yitiren şair Didem Madak'ın naaşı Edirnekapı'da defnedildi. Didem Madak hayatı 8 Nisan 1970 tarihinde, Füsun ve Yusuf çiftinin ilk çocuğu olarak İzmir'de doğdu. Anne ve babası öğretmen olduğu için çocukluğunun büyük bir kısmını Amasya ve Burdur'da geçirdi. Kendisi henüz altı yaşındayken, kardeşi Işıl dünyaya geldi. 12 Eylül olayları sırasında babası Uşak'a sürülünce kardeşi ve annesiyle birlikte Burdur'da kalarak sıkıntılı bir hayat geçirmeye başladı. 1983 yılında, annesini beyin kanseri sebebiyle kaybetti. Bu kayıp, Didem Madak'ın şiirlerine tesir edecek olan ilk büyük travmaya yol açtı. Babasının kısa bir süre sonra tekrar evlenmesiyle birlikte de yavaş yavaş ilişkileri kopmaya başladı. İlköğretimine Uşak'ta, babasının yanında, başladıysa da ortaokul ve liseyi İzmir'de tamamladı.[ Üniversite sınavına girdiği ilk yıl Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümünü kazandı ancak maddi sıkıntılardan dolayı çalışmak zorunda kalınca okulu bıraktı. Daha sonra tekrar sınavlara hazırlanan Madak, bu kez aynı üniversitenin hukuk fakültesine girmeyi başardı. Birinci sınıfa kadar devam ettiyse de bu kez babasıyla olan ilişkisinin bozulmasından dolayı kaydını dondurdu. Henüz on dokuz yaşındayken ilk evliliğini yaparak evi terk etti. Yaklaşık dört sene evli kaldıktan sonra boşandı ve yarım bıraktığı hukuk eğitimini 2000 yılında tamamladı. Stajyer avukatlık yaptığı zamanlarda tasavvufa yöneldi ve aynı zamanda şiirle tanıştı. Bu süreçte, edebiyatçı Müjde Bilir ile sıkı bir dostluk ilişkisi kurdu. 2002 yılında İstanbul'a taşındı ve ölene kadar burada yaşadı. İstanbul Eczacılar Odasının avukatlığını yapmaya başlayan Didem Madak, bir yandan da şiir çalışmalarına devam etti. 2006 yılında, ikinci evliliğini Timur Çelik ile yaptı. Bu evlilikten doğan çocuğuna ise annesinin adını verdi. Anne olduktan sonra şiir yazmayı bırakan şair bir süre edebiyattan uzaklaştı. 2010 yılında kolon kanserine yakalandı ve bir yılı aşkın süredir mücadele etmesine rağmen hastalığa yenik düşerek 23 Temmuz 2011 tarihinde hayata veda etti. Didem Madak kitapları Grapon Kağıtları, 2000Ah'lar Ağacı, 2002Pulbiber Mahallesi, 2007 DİDEM MADAK'IN EN GÜZEL ŞİİRLERİ Yüzüm Güvercinlere Emanet Gecenin vitrinine konulmuşBüyük bir yakut parçasıydı sabahMahalle kahvelerindeSıcak çaydan adamlarınYüzleri ağarırdı ilk ışıklarlaGençlerin güzellerinin makbul olduğuTek ülkeydi ülkemBenimse yüreğimKoltuk altına sıkıştırılmış,Yenik bir tavla maçı ertesiydi. Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabahAkşamdan kalma titrek elleriniSevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimdeDişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibiAçardım gözlerimi birdenKırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardımDudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımıGu-guk-guk! gu guk-guk! taneleriSarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarımBardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdıHer şey açıklığa kavuşurdu Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü rengindeAcemi ve pazartesi olurduKara sürmeler çekerdim gözlerimeİzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya Tartıl be abla! derlerdiKarınca gibi ince belli çocuklarGüvercinlere yem atSevgiline bir gül hediye etBulvar yolundan geçen otobüslereHiç binmemiş olduğumu bilmezlerdiÜzümlerden ayrı bir üzümdümBilmezlerdiBir üzüm yüzsüzlüğüyleTartın beni derdimTartardı çocuklardan biriBinalar eğilir bakardı iç çekerekCamları nasırlı bir avuçtanAvuçlarıma dökülürdü tüm şehirAlır yüzüme sürerGüvercinlere emanet ederdim yüzümüAç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana,Çeyrek geçmişiyle övünen o gül uzatırdı çocuklardan biriEllerimden güle yalnızlık batardıİçi bulanırdı yalnızlığımınKusardı serseriliğini en görkemli meydana. Grapon Kağıtları Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşanSicim yağmur taklidiBıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktanBardağa birkaç çiçek ucunda kırmızı kenarlı bir bulutOnu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damlaParmağıma düşen bir damla kandı aşk. Seni sevince pazara çıktım sevinçtenEnginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdanOturup ağladım sonra, “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler bir tek o canı unutmamak için her şeyi binlerce tespih böceğinin ayak başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibiSeni sevince kıpırdayan her şiiriKahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum. Sonra kışlıkları vermiştim unutmayacaktım gözleriniBir yeşil fanila gibi ipte, alıp iyi akşamlar demeyi öğretecektim oldum bir daha, şiir, kaç kere sular altında aşk, her şeyi son bir kere daha nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydımSonra bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar dünya toz şekeri ile kaplı oldum sonra ağladım, yağmur bile beni dedim, söz gömdüğüm yer hala özledim, sonra seniKeşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım. Sonra gittinGözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkondaSicim yağmur taklidiydiArtık iyice inceldi. Grapon Kağıtları Siz aşk'tan n'anlarsınız bayım? Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyuncaAlt katında uyumayı bir ranzanınÜst katında çocukluğum...Kağıttan gemiler yaptım kalbimdenKi hiçbiri karşıya diyorsunuz,limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyuncaHavı dökülmüş yerlerine yüzümünBüyük bir aşk yamadımHayırYüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayımGözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardıTesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı diyorsunuz yaBen istemenin allahını bilirim bayım Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyuncaBalkona yorgun çamaşırlar asmayıKi uçlarından çile nane kurutmayıBen acılarımın başınıevcimen telaşlarla okşadım pardösüm bile oldu içinde kaybolmayı ister mi?Ben işte istedim gittimUzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersinUzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım Süt içtim acım hafiflesin diyeÇikolata yedim bir köşeye çekilipZehrimi alsın diyeSizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğinizİlahiler zehir nedir bilmezsinizZehir aşkı bilir oysa bayım! Ben işte miraç gecelerindeBir peygamberin kanatlarında teselli aradım,Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşiminBir şiir üç yıl boyuncaYüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü olmayan ülkemiKayboluşumu o kadar kolay olmasa gerek diye ters bir yüz kazaklar ördümHaroşa bir hayat bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Kimi gün öylesine yalnızdımDerdimi annemin fotoğrafına beyaz bir kadındırÖlüsünü şiirle gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayımÖldüğü gece terliklerindeki izleri şey öğrendim geçen üç yıl boyuncaAcının ortasında acısız olmayı,Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi ucunu kenar mahallelere diyorsunuz ya,İşte orda durun bayımIslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldımKendimin ucundaÖyle ıslak,Öyle kötü kokan,Yırtık ve perişan. Siz aşkı ne bilirsiniz bayımAşkı aşk bilir yalnız! Ah'lar Ağacı Kalbimin En Doğusunda Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusundaİçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köyBirkaç köy sular doğusu,Her resme güneş çizen bir yükünün kervanları yürürdü dudaklarımdaKavruk ve çatlaktı dudaklarımın ötesinde bir köy vardıOrda, uzakta, kalbimin en doğusundaŞimdi bana yalnızcaDertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı. Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızamYorgundu oysaDurmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan. Kalbimin doğusunda bir yalan dünya mavi için hayat,Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir acıyor şimdi, yalnız benim değilBenim ülkemin geçmişi de acıyor oysa ilk badem ağaçları çiçek açar çiçek satan çingene kızlarınıOnlar bütün şimdileri, bütün zamanlaraBir gül parasına kıza bir gül alsaBilirdim odur en kırmızı aşk diyorlardıKalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı. Kim bir şairi kırsaŞair gider uzun bir dizeyi kırar meselaBilirim kim dokunsa şiireEline bir kıymık kırılmış dizeleri tamir etmez zamanYorgunum oysaDurmadan kendime bir tunç uyak aramaktan. Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusundaBoş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıklaKediler gibi bir denize bıraktım kalbimiKırmızı bir sandal gibi,Arka sokaklarda sarhoş konuştum konuştum,Allah büyüktür diyen insanlar dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibiYumuşak ve kremalı konuştum leylaklar açardı boynumdaMor ve pembe konuştum karanlıklaGece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,Sözler vardı içimde işe yaramayanSözlerle konuştum karanlıkla...Önce söz yoktu kalbimin en doğusundaSözler...Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan. Ah'lar Ağacı Pulbiber Mahallesi Tarihi Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi, fazla kedi fazla felaketi kovalardı. Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar. Herkes şiir kişisiydi, Zeyna şiir kedisi Gözleri fotoğraflarda kırmızı çıkan bir albino Herkesin badiresi vardı, herkesin felaketi Alışverişlerde bir badireye iki felaket trampa. Bir deliydi mahallemiz ilaçlarını içmeyi unutmuş Mahallenin sapığı mantosunun önünü açıp Düşlerinin pul pul dökülen derisini gösterdi Leman'a Minör hayatların majör depresyonu, Eklem yerlerinde iyileşmezdi egzama. Ay sedefe yakalanmış yüzüyle Saklanırdı bulutların arasında Aniden açılan bir bavuldan Sokağın ortasına, tekerlenerek çıkardı sonra. Fazla sıkmaktan kopmuş diş teller sarkardı ağzımızdan Dükkân çoktan senindi bizde ahenk kalmış olsa. Komşulaar… Komşular! Yetişin ritmimi bozdular. “Sus kıııızz somyanın yayı mı fırladı bir tarafına…” Mahallemizde her şey grafiti sanatına hizmet ediyordu Sprey boya kusardı duvarlarımız sabahları “Çöp tenikesini orozpu karı gibi gezdirme lan” Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemişti. Acılarınızın karnı bahar olmuş madam dedi Zeyna! Kelimeler içimde film çeviriyorlardı Karnımdan şarkılar çıkacak Zeyna dedim Karnımdan ışıklar… Karnım otuz yedi ekran bir televizyona dönüşecek Ve izlenme oranı yüksek bir paranoyak gibi, Güneş sisteminden uzaklaşan bir gezegen gibi Karnımdan çıkan şiirleri yazacağım. Ve sonra göbek deliğime basıp şiiri kapatacağım. Bu son derece acıklı durum için ne yapabiliriz Zeyna? Elleri titreyen Türkan Şoray için ne yapabiliriz, Leğende çırpınıp duran balıklar için? Ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım Önce acısını almak, Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda… Kara sularını akıtmak lazım. Bunlar bizim tariflerimiz, mahallemizin Kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der. Dünyaya bir kadın eli değse Zeyna! Şöyle ağır bir hali gibi çırpılsa Tozlar havalansa… Pulbiber Mahallesi . Editörümüz Kübra Erdem yazdı. “Siz aşktan n’anlarsınız bayım?” Birçoğumuz belki bu şiirinden tanırız Didem Madak’ı… 1990 kuşağının en iyi şairlerinden sayılan ve bizlere çok derin anlamlar, boğazda düğüm olan dizeler bırakmış genç kuşağın kadın şairlerindendir. Şiirleri kendine has imgelerle doludur, günlük yaşamın içinden cesurca yükselir sesi. Süper enginarlara, yaldızlı çokomel kağıtlarına, taşbebeklerine ve daha nicesine poetik anlamlar yükler, ağırlığı ile kalbimizde yer eder. Kalemine dökülenler; annelik, kadınlık ve ölüm izleklerini içimize işler. Ben acılarımın başını Evcimen telaşlarla okşadım bayım. Kendi deyimiyle kendi acısıyla dalga geçen ve gülerek acı çeken bir kadın ele geçirmiştir şiirlerini. Bundandır acısını iç sesiyle konuşarak mürekkeple buluşturması. Herhangi bir amaç gütmeden, tüm samimiyeti ve cesurluğu ile kendisi gibi, evin içinden bir ses gibi şiirler yazmıştır; çünkü o dönemde şiir ona herkesten ve her şeyden daha çok özgürlük vaat etmektedir. Bazen kendisiyle konuşmuştur, bazen tanrı ile, bazen kız kardeşi Işıl ile ve çoğu zaman çocuk yaşta kaybettiği anneciği Füsun Hanım ile. “Senin Şarkıların Aç Kuşlara Buğday Saçardı” Beni tasfiye ve tavsiye arasındaki karışıklıkta Müsait bir yerde bırak sevgilim. Hem otuzumu geçtim azıcık Gerisini ben yürürüm artık. Çizgili olsun, buruşsun yüzü, Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmayacağım. Aynı zamanda şiirinde kadına yüklenen toplumsal rolleri kalemiyle cesurca sorgulamış, kendi deyimiyle durup dururken bağıran şiirler yazmıştır. 90’lı yıllarda dergilerde önemli yer eden “kadın şair” tartışmalarına cevap niteliğinde natürel feminist bir perspektifte yazmıştır. Bu konuyu Varlık Dergisi’ne verdiği bir röportajda şu cümlelerle özetlemiştir Çoğunluğu kendini gizleyen, koruyan, gardını alan, ürkmüş insanların yaşadığı bu ülkede bir kadın olarak bana ait bir hayatım olsun diye gösterdiğim çabaya ve kendi serüvenime haksızlık edemem. Bu yüzden hayatımı samimiyet ve cesaretle anlatmak benim için önemli. Benim hâlâ hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var, bu meselelerle samimiyet ve cesaretle boğuşuyorum hâlâ. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp, kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler. “Artık Bütün Üzgün Oluşlarımın Adı Anne” Annesini erkenden, henüz 14 yaşındayken kaybetmiştir. Sonra 41 yıllık ömrüne yazılmış en içli, anne özlemli şiirleri sığdırmıştır. Annesiz geçirdiği yıllara sayısız “Ah!” bırakmıştır, sesinin tonunu armağan ettiği ahlat ağacından emanet alarak. İç sıkıntısıyla fotoğraflar çektirmiştir. Kendine ve ikinci şiir kitabına “Ah’lar Ağacı’’ ismini vermiştir, kendini ve şiirini arkadaş etmiştir ahlat ağacına. On dört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri… Onu yeniden doğurması için ölmeyi istediği kadının -annesinin- yokluğunda, hayata karşı tek başına mücadele ederken; annesizliği ve yalnızlığını dizelerinde dışa vurmuştur. Kısa ömrüne acı dolu ama bir o kadar da samimi şiirler sığdırmıştır. Aslında hiç istememiştir rutubetli şiirler yazmayı, çiçekli şiirler yazmak istemiştir. Ancak ne yapsa mürekkebinden rutubeti çıkarıp atamamıştır. Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor -di’li geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun.” “Aslında hiç istemiyorum ama, Ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor… Annesini kanserden erkenden kaybeden, bütün acılarının ismini ’anne’’ koyan Didem Madak ne acıdır ki annesinin kaderini paylaştı, ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği ruhu kansere dayanamadı. Bir temmuz günü göçüp gitti aramızdan. Kızı Füsun’a annesinin ismini vermişti Didem Madak. Vefatından iki sene evvel kızı Füsun’a yazdığı mektupta ona şu cümlelerle seslendi Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma! Ne acıdır ki Didem kendi kaderini –yaldızlı çokomel kağıtları gibi tırnağıyla düzeltemediği yazgısını- kızına bırakmıştır sonrasında. Didem on dört yaşındaydı “bu acımasız ölü anne sesini” duyduğunda, kızı Füsun ise yalnızca üç. Füsunun yeşil ela gözleri var Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var Ve bana anne deyişi var Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var Bu kahveleri seviyorum ahbap İçimi pembe bulutlar kaplıyor Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum. Hikayenin sonunda Didem’e annesinin kalbindeki raflara dizdiği reçeller, Füsun’a ise çiçekli anne şiirleri kaldı. Annem çok sevmelerin kadınıydı. Bazen sevinince annem gibi, Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına. Annem çok sevinmelerin kadınıydı, Sıcak yemeklerin. Başına diktikleri o taş, Ne zaman dokunsam soğuktur oysa. Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz. Füsun; kelime anlamı olarak efsun, sihir demektir. Hayatını bu iki Füsun’un sihirli kehaneti içinde sıkışık yaşayan Didem Madak dizelerinde “annesizlik” mefhumunun en dokunaklı dizelerini yazdı. “Annemden bana kalan tek miras bir sihirdir. Onu ne zaman çok özlesem hep bir şiir yazdım.” diyen şair, kızı Füsun’a annesinin efsunlu ismini bıraktı. Annem Ki beyaz bir kadındır Ölüsünü şiirle yıkadım Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Dokuz Yıl Oldu Pulbiber Mahallesi’nden Göçeli 2011 yılının 23 Temmuz’unda bir yıl direndiği kanser sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Biz yine bir temmuz günü; gidişini hayatımıza kattığı anlamlara, nergis kokulu dizelerine minnet ederek anıyoruz. Ölümünün üzerinden 9 sene geçti, geriye efsunlu hikayesiyle kızı güzel Füsun, şiir kitapları Grapon Kağıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi kaldı. İyi ki geçtin bu dünyadan Didem Madak, iyi ki “gölgesine razı bir fesleğen” olmadın ki anlamlarınla anlamlanabildik. Füsun’un kızı ve Füsun’un annesi arasındaki yolculuğuna şahit olabildiğimiz için minnettarız. Anlatarak bitiriyorum hayatımı Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat Bir çiçek çizdim bu akşam avcuma İsmini her şey koydum. Solup giden otlar arasında kalan o tek canlı çiçek gibi, şiiri kelimelerin farklı boyutlardaki yansıması haline getiren şair Didem Madak! Asıl mesleği avukatlık olup, dosyalara sığmayacak şeyleri şiir haline getiren birini sevince kıpırdayan her şiiri, kahverengi bir çaydanlıkta saklayan güzel insan. “Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.” Demişti bir şiirinde. Oysa ben onun yazgısını düzeltip ruhuna yakışır bir kader yazabilmeyi dilerdim. Şiirle ilgili düşüncelerini bir söyleşide şöyle ifade etmiş; “Hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz kadınsı’, durup dururken şiirler.” “ey beni dili kesik bir korku filmine esas kız yapan hayat! bak küfrün sokaklarında lambalar yandı. ben sesleri birbirine uyduğu için yalnızca perşembeleri endişelenen bir şair değilim. bilesin ki devamlı endişeliyim.” Hayatın esas kızı, esaslı rollerin yegane kederlisiydi. Bir kere bile şikayet etmedi acılara, şiirleriyle gülümsedi acıya, acıların güzelleştirdiği en güzel şarkıydı Didem. Şiirlerini telaşlı, alelacele görüyor ve sade-olabildiğine kadife yazıyor tüm dizeleri Madak. Kullandığı dilde aslında içini okumak da mümkün. Bazı şairler –nasıl başardıklarını asla anlayamadım- her şiirde farklı bir mimikle bakıyor. Didemde hep buruk bir sevincin mahcup gülümsemesi. Bundandır samimiyetinin böyle sayfalardan taşışı. “ miyoptum ve çizdirmeye de hiç niyetim yoktu. Göz görmeyince gönül kanatlanırdı insanlığa doğru.” Diyor Madak… Sahiden görmeyince katlanır mıydı gönül, yoksa uyurken bile karşımıza çıkan keder hangi körlükle yok olabilirdi sorgulamış mıydı hiç ? Didem Madak, 3 kitabıyla üçbin farklı özlem,n ellerinden tutup havaya kaldırıyor ruhumuzu. Çok sevmeleri,özlemeleri anlatıyor. Annesizliğini şiirlerinde en vakur şekilde işleyen şair, ölümden de bir ahbap olarak sıkça bahsediyor,sezdirmeden-inceden. Kızı Füsun’u,kardeşi Işıl’ı, arkadaşlarını, yeğenini bile taşıyor şiirlere ve şiirde “kadın” başrolde hep. Acıların üzülmelerin farklı bir rengini tattıran Madak, öyle gözlemlerinden çok duyularıyla yazar sesi,yağan yağmuru severek yazar şiirleri. Onlara sıcacık dokunur, öyle yazar. Okuyan bazen üçüncüde anlar ardındaki gizemi. Bazen de aynı satıra binbir anlam yükler.. “Kalbimi de büyüttüm sonunda Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın. Kalbim sanırım büyüyünce Sokaklarda ağlayan biri olacak Rezillik yani maviş anne! Kalbim komik kaçacak Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de Benim serüvenimden bir yer ayırt Aman, mutsuz bir yer olmasın!” Müjde şöyle anlatıyor; Ölümünden bir gün önce Işıl, hastaneye kucağında bir defterle geldi. İçinde Didem’in el yazısıyla notlar bulunan bu defter, aslında bir ajandaydı. “Son yazdığı şiir” olarak, Işıl’a bir süre önce okuduğu şiir vardı içinde 128 Dikişli Şiir. Bu son şiiri bir kuytuda okuduk, son bir gece olacağını bilmeden … Işıl, Zeynep ve ben. Bir yokluğa yuvarlanır gibiydik … O gece Hale Teyze’yle birlikte kaldık Didem’in yanında. Sabah olmak üzereydi … Hastanenin antetli kağıtlarına, fotokopi çeker gibi yazmaya başladım Didem’in emanetini. Kaybolmasından korkuyordum. Hem şiirin başını okşarsam, sanki Didem hiçbir yere gitmeyecekti… “Kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim. Dirilecekleri günü bekledim”. Demesi de boşa değil. Şimdi tüm kelimeler daha da güzelleşti. Şairler erken ölür, bundandır şair olmaktan korkuşumuz. Şiir olup ölümsüzleşen tüm kadınlara selam olsun! Yazıyı en sevdiğim şiiriyle bitirirsem, ruhunda çiçekler açacakmış gibi sanki… Öyleyse; açsın çiçekler… Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan Sicim yağmur taklidi Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan. Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla Parmağıma düşen bir damla kandı aşk. Seni sevince pazara çıktım sevinçten Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan Oturup ağladım sonra, şaşırdın. Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. Sevişmiştik. Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri Sevişmiştik. Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum. Sonra gittin. Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik. Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim. Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine. Sonra gittin. Çocuk oldum bir daha, ağladım. Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım. Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım Sonra gittin. Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi. Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı. Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı. Söz dedim, söz verdim. Ruhumu gömdüğüm yer hala belli. Güneşi özledim, sonra seni Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım. Sonra gittin Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda Sicim yağmur taklidiydi Artık iyice inceldi. Didem Madak Didem Madak Alıntıları Oluşturulma Tarihi Mayıs 19, 2020 0218Türk kadın şairlerinden olan Didem Madak hayatı merak edilmektedir. Türk Edebiyatı'na önemli katkıları olmuş kadın şair Didem Madak'ın hayatı araştırılanlar arasındadır. Son haftalarda internet ortamında en çok hayatı araştırılan şairler arasında Didem Madak bulunuyor. Peki, Didem Madak kimdir? Didem Madak'ın kısaca hayatı, eserleri kitapları, sözleri ve şiirleri nedir? İşte Didem Madak'a dair tüm Edebiyatında ki en önemli kadın şairlerden biri Didem Madak'tır. Didem Madak Kimdir? Didem Madak 1970 yılında İzmir'de dünyaya gelmiş Türk şairdir. Sombahar, Ludingirra adlı dergilerde şiirleri yayınlanan Didem Madak kısa sürede adından söz ettirmiştir. Didem Madak'ın Kısaca Hayatı Didem Madak 8 Nisan 1970 yılında İzmir'de dünyaya gelmiştir. Anne adı Füsun'dur. Füsun hanım'da tıpkı Didem Madak gibi kadın şairlerden biridir. Füsun hanım Didem Madak doğmadan önce yazmış olduğu bir şiiri olan "Uzun siyah saçlı kız" da Didem Madak'tan bahsetmiştir. Şiir'de Didem Madak için Işıl adı ile söz edilmiştir. Didem Madak'ın anne ve babası da öğretmendir. Çocukluk yılları oldukça zorlu geçmiştir. Didem Madak'ın babası 1980 darbesinden sonra çalıştığı okuldaki müdürle tartışır. Bunun üzerine babası Burdur'dan Uşak'a sürülür. Yine öğretmen olan annesine tayin izni çıkmaz. Bu yüzden Didem Madak annesi ile birlikte Burdur'da yaşamaya devam eder. Babasından uzak büyüyen Didem Madak ülkenin çalkantılı dönemlerinde annesi ve diğer kız kardeşleri ile zorlu günler geçirir. Didem Madak'ın annesi Füsun Hanım evlatlarına kol kanat gerer. Her türlü kötülüklerden korur. Didem Madak 13 yaşına geldiğinde annesini kaybeder. Füsun hanım beyin tümör'ü rahatsızlığından dolayı 38 yaşında hayata gözlerini yumar. Didem Madak'ın hayatı bu noktadan sonra daha da zorlaşır. Didem Madak annesini kaybettikten sonra onun şiirlerini okur. Annesinin izinden gitmek için onun gibi şair olmaya karar verir. Füsun hanım vefat ettikten sonra babası başka biri ile evlenir. Bu evliliği kabul etmeyen Didem Madak babası ile ilişkisini kesme kararı almıştır. Yaşamış olduğu tüm bu zorluklara rağmen Didem Madak hayata dört elle tutundu. Üniversite eğitimine devam etmek için Dokuz Eylül Üniversitesini kazanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk bölümünden mezun olamadan okulu bırakır. Didem Madak üvey annesi ile yaşamak istemediğinden dolayı üniversite öğretiminin birinci sınıfında biri ile tanışır. Bu kişi ile gizli bir evlilik yapma kararı alır. Evliliğinin ardından okulu bırakmıştır. Didem Madak mutsuz bir evlilik yapmıştır. Bundan dolayı pişmanlık duymuştur. Geçimini ve hayatını devam ettirmek için pek çok farklı işte çalıştı. Yapmış olduğu evlilikten dolayı pişmanlık duyan Didem Madak bu evliliği uzun yıllar sürdürmez ve eşinden ayrılmaya karar verir. Didem Madak boşandıktan sonra pek çok maddi sıkıntı ile karşılaşır. Evinden ayrılmak zorunda kalan Didem Madak artık bir Bodrum katında yaşamaya başlamıştır. Didem Madak'a zorlu hayat koşullarından sonra bir de kanser hastalığına yakalanmıştır. 24 Temmuz 2011 günü İstanbul'da vefat etmiştir. Didem Madak'ın Eserleri Kitapları - Grapon Kağıtları - Ah'lar Ağacı - Pulbiber Mahallesi Didem Madak'ın Sözleri “Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.” “Örtündüm ben. Her şeye karşı. Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” " Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. " " Bodrum katları Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” Didem Madak'ın Şiirleri - Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım - Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım - Iris'in Ölümü - Annemle İlgili Şeyler - Ağlayan Kaya - Samson ve Dalila

didem madak en güzel şiirleri