🐗 Hz Muhammed Neden Süt Anneye Verildi

MuhammedMiraç Olayını Yaşadı Mı? Tabi bu konuda konuşabilmem için ilk önce Sünni Müslümanların inandığı Miraç olayını size anlatmam gerekir. Genel bir özetini verip devam edeceğim. İbn Ebi Şeybe, Buhari, Muslim ve İbn Hanbel’de yer alan rivayetlerdeki içerik esas alınacak olursa olay şudur: Mi’raç gecesi Hz. Hz Muhammed doğmadan iki ay önce babası Abdullah’ı kaybetmiştir. • Süt anne Halime’ye verilen Hz Muhammed, 6 yaşına gelince annesi Amine’ye teslim edilmiştir. • Amine, Medine’de bulunan eşinin mezarını ziyaretten dönerken ‘Ebva’ denilen yerde vefat etmiştir. Muhammedgençlik yıllarında büyük küçük herke­sin takdirini kazanmış bir insandı. Ticarette iyi kâr elde etmek isteyen insanlar Hz. Muhammed’e müracaat ederlerdi. Çünkü O idaresindeki kervanın gelirlerinden hiç bir şey kaçırmaz, elde edilen geliri en doğru şe­kilde kervan sahibine teslim ederdi. Yine birçok insan Ebû Leheb: “Halim çok kötüdür. Sadece pazartesi günlerinde parmaklarımdan gelen serinlik ile biraz rahatlarım” der. Hazreti Abbas (ra): “Neden böyle” der. Ebû Leheb şöyle cevab verir: “Süveybe’nin, Muhammed’in (sas) doğum müjdesini verince onu azad etmemden dolayıdır.”(89) Muhammedin hayatı geleneksel olarak Hicret öncesi (Mekke, 570-622) ve Hicret sonrası (Medine, 622-632) olmak üzere ikiye ayrılır. Muhammed evliliklerinden 2'si hariç tümünü Hicret sonrası döneminde gerçekleştirmiştir. Medine döneminde Muhammed'in her bir eşi için Mescid-i Nebevinin duvarlarına bitişik odalar yapılmıştır Peygamberimizin çocukluğu ve gençliği konusunu bu yazımızda işleyeceğiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) doğumundan itibaren bir süre annesinin yanında kaldıktan sonra o zamanın adet olduğu üzere süt anneye verilmiştir. Mekke’nin havası çok sıcak ve sıkıntılı olduğundan çocukların körpe vücutları kaldırmakta BakaraSuresinin başında net olarak açık­layan yüce yaratıcımız, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'yı da bu daveti bizlere ulaştıran, açıklayan tebliğ vazifesiyle görev­lendirilmiştir. Bu görevi sırasında Hz. Muhammed'in uy­guladığı Metod bizim için çok önemli bir kaynaktır. lNyj4Qf. Fahr-i Kâinât Efendimiz’i, ilk birkaç gün annesi Hazret-i Âmine emzirdi. Daha sonra Süveybe Hâtun, oğlu Mesrûh ile birlikte Allâh Resûlü’nü de emzirerek Âlemlerin Efendisi’ne süt annelik Nûru, dünyâya yetim olarak gözlerini açmıştı. Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak bunu şöyle ifâde buyurur أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى “O, Sen’i bir yetim bulup da barındırmadı mı?” ed-Duhâ, 6 PEYGAMBERİMİZİN İLK SÜT ANNESİ Fahr-i Kâinât Efendimiz’i, ilk birkaç gün annesi Hazret-i Âmine emzirdi. Daha sonra Süveybe Hâtun, oğlu Mesrûh ile birlikte Allâh Resûlü’nü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de emzirerek Âlemlerin Efendisi’ne süt annelik yaptı.[1] İbn-i Sa’d, I, 108 Bir vefâ timsâli olan Resûlullâh de, hayâtının daha sonraki devrelerinde süt annesi Süveybe Hâtun’a dâimâ ilgi ve alâka gösterirdi. Mekke’de iken gerek Allâh Resûlü gerekse Hatîce vâlidemiz, ona iyilik ve ikramda bulunurlardı. Varlık Nûru, Medîne’ye hicret edince Süveybe Hâtun’a dâimâ yiyecek ve giyecek göndermiş, ihtiyaçlarını karşılamıştır. Hicretin yedinci yılında Hayber seferinden dönerken onun vefât etmiş olduğunu haber alan Allâh Resûlü “−Oğlu Mesrûh ne yapıyor?” diye sordu. “−O annesinden önce vefât etti!” dediler. Bunun üzerine Resûlullâh, onun akrabâlarından sağ kalan kimse olup olmadığını sordu ve kimsenin kalmadığını öğrendi. İbn-i Sa’d, I, 108, 109 Peygamber Efendimiz’in Süveybe Hâtun’a gösterdiği bu hürmet ve alâka, kâbına varılmaz bir kadir-şinaslık ve vefâkârlık numûnesidir. Âlemlerin Efendisi’ne süt annelik yapma şerefi Süveybe Hâtun’dan sonra Halîme Hâtun’a nasîb oldu. O devirde Arapların bir âdeti vardı. Yeni doğan çocukları süt emmeleri için çölde yaşayan kabîlelere verirlerdi. Çöl iklîmi insanları daha sağlıklı ve daha cesur hâle getirdiği gibi oradaki insanların konuşmaları da daha düzgün ve fasîh idi. Böylece çocuklar sağlıklı ve fasîh konuşan bir kimse olarak yetişirlerdi. EN FASİH VE BELÎĞ KONUŞAN PEYGAMBER Bu mübârek yavru da, Arap örfü sebebi ile süt annesi tâlihli kadın Halîme Hâtun’a verilmişti. Çünkü Benî Sa’d kabîlesi, Arap kabîleleri içinde dili en fasîh olanı idi. İnsanların en fasîh ve belîğ konuşanı olan Resûlullâh, bu vesîleyle belâgatın zirvesi olan Kelâmullâh’ı teblîğ ve beyan vazîfesi için çocukluğundan itibâren hazırlanmıştır. Nitekim Hazret-i Ebûbekir “−Yâ Resûlallâh! Sen’den daha fasîh konuşan bir kimse görmedim.” dediğinde, Allâh Resûlü “−Bunda şaşılacak ne var! Ben Kureyş kabîlesine mensûbum ve Sa’doğullarına sütanneye verildim.” buyurmuştur. Ali el-Muttakî, VI, 174/15247 PEYGAMBERİMİZİN SÜT ANNESİ HZ. HALİME Halîme bint-i Hâris Âlemlerin Sultânı’na sütanne olması hâdisesini şöyle anlatmaktadır “Kıtlığın hüküm sürdüğü bir seneydi. Beyaz bir merkebe binerek Sa’doğullarından bâzı kadınlarla, süt emzirecek çocuklar bul­mak için Mekke’ye doğru yola çıktık. Yi­yecek bir şeyimiz kalmamıştı, berâberimizde dişi ve yaşlı bir deve vardı. Ancak onun bir damla bile sü­tü yoktu. Bir de çocuğumuz vardı. Nebende ne de devede ona yetecek süt olmadı­ğı için çocuğun ağlama sesinden uyuyamaz hâle geldik. Nihâyet Mekke’ye vâsıl olduk. Muhammed’in takdîm edilmediği hiçbir kadın kalmadı. Fakat kimse O’nu kabûl etmedi. Çünkü herkes babası hayatta olan bir ço­cuk arıyordu. Oysa O, bir yetim idi. Derken benden başka herkes emzirecek bir çocuk buldu ve alıp gitti. Ben de bir çocuk almadan geri dönmek istemedim. Kocama dedim ki −Mutlakâ gidip şu yetim çocuğu alaca­ğım!» Nitekim gittim, O’nu aldım ve çadırıma dön­düm. Kocam −O’nu almakla iyi ettin. Kim bilir belki Allâh bu çocuk sâyesinde bize hayır ve be­reket ihsân eder.» dedi. Vallâhi çocuğu kucağıma alır almaz sütlerim dolup taştı. O’nu emzirdim, doydu; süt kardeşini de emzirdim, o da kana kana içip doydu. Gece olunca kocam yaşlı devemizin yanına vardı, bir de ne görsün, memeleri sütle dolup taşmış! İstediğimiz kadar sağdık, kana kana içtik ve doyduk. O gece ne açlığımız ne de susuzluğumuz kaldı. Çocuklarımız da rahat bir şekilde uyudular. Kocam −Vallâhi be­nim kanaatime göre sen çok mübârek bir çocuk almışsın!» demekten kendini alamadı. Merkebime binip yola çıktık. Önceden en geride kalan merkebim, kâfiledeki bütün hayvanları geçiyordu, onu zor zaptediyordum. Herkes şaşkına dönmüş bir hâlde −Bu gelirken bindiğin merkep değil mi?» diye soruyordu. Ben de −Evet.» diyordum. Nihâyet beldemize vardık. Orası oldukça çorak bir yerdi. Fakat bizim koyunlar yayıldıkları yerlerden memeleri sütle dolmuş ola­rak dönüyorlardı. Di­ğer insanların koyunları ise yorgun, bitkin, aç ve susuz olarak geri geliyorlardı. Herkesin koyunları sütsüz iken biz koyunlarımızı sa­ğıp bol bol süt içiyorduk. Mal sâhipleri ço­banlarına çıkışarak −Yazık size! Hayvanlarımızı Halîme’nin çobanının ot­lattığı yerlerde otlatmıyor musunuz?» diyorlardı. Evet, bu serzenişlerinde haklı idiler. Çünkü çobanlar aynı yerlerde otlatıyorlardı, fa­kat onların koyunları aç ve sütsüz dönerken bizimkilerin memeleri sütle dolup ta­şıyordu. Muhammed bir günde, diğer çocukların bir ayda büyüdükleri kadar gelişiyordu. Bir ayda bir senelik çocuk kadar büyüyordu. Bir yaşına girdiğinde epeyce gösterişli olmuştu. Yanımızda birkaç sene kaldıktan sonra nihâyet onu annesine götür­dük. Süt babası, Âmine Hâtun’a −Oğlu­mu bana geri ver. Mek­ke’deki vebâ salgınından korku­yoruz.» diye ısrâr etti. Aynı zamanda O’nun bereketinden mahrum kalmak da istemiyorduk. O kadar ısrâr ettik ki nihâyet annesi −Haydi onu tekrar götü­rün!» demek zorunda kaldı.” Heysemî, VIII, 221; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 278-279 Varlık Nûru, sütannesinin yanındayken, birgün süt kardeşi Şeymâ ile öğle sıcağında kuzuların yanına gitmiş­lerdi. Dönüşlerinde Halîme Hâtun, kızı Şeymâ’ya “–Böyle şiddetli sıcakta niçin dışarı çıktınız?” dedi. Şeymâ ise yaşamış oldukları ilâhî lutfu şöyle dile getirdi “–Anneciğim! Biz güneşin yakıcı harâretini hiç hissetmedik. Kardeşimin başı üze­rinde devamlı bir bulut dolaşıyor ve bizi gölgeliyordu...” İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 279; İbn-i Sa’d, I, 112 Halîme Hâtun anlatmaya devâm ediyor “Bizde bir müddet daha kaldı. Karşılaştığımız bâzı hârikulâde hâller sebebiyle başına bir şey gelmesinden endişe ediyorduk. Bu yüzden O’nu alıp hemen yola çıktık. Mekke’nin yukarı tarafında kalabalık arasında O’nu kaybettik.” İbn-i Hişâm, I, 179; İbn-i Sa’d, I, 112 Mekkelileri büyük bir telâş sardı, herkes O mâsum yavruyu aramaya çıktı. Ancak bulamadılar. Abdülmuttalib Kâbe’de duâ ediyordu. O esnâda semâdan bir sesin −Ey cemaat, feryâd etmeyiniz! Hiç şüphesiz Muhammed’in Rabbi vardır. O’nu yardımsız bırakmaz ve zâyi etmez!» dediğini işittik. Abdülmuttalib −Ey bize seslenen! O’nun nerede olduğunu da haber ver!» dedi. O ses −O, Tihâme Vâdisi’nde sağdaki ağacın yanındadır.» diye haber verdi. Bunun üzerine Abdülmuttalib hemen o tarafa doğru gitti ve torununu buldu. Diyarbekrî, I, 228 −Canım sana fedâ olsun! Ben Sen’in deden Abdülmuttalib’im!» dedi. Onu öptü, kucakladı ve bağrına bastı.” Halebî, I, 154 Duhâ Sûresi’ndeki وَوَجَدَكَ ضَالاًّ فَهَدَى “Seni çocukluğunda şaşırmış bulup doğru yola eriştirmedi mi?” ed-Duhâ, 7 âyet-i kerîmesinin bu hâdiseye işâret ettiği rivâyet edilir.[2] Halîme Hâtun hâdisenin devâmını şöyle anlatır “Annesi Âmine’nin yanına vardığımızda −Çocuğumu ısrarla alıp götürdünüz, şimdi neden geri ge­tirdiniz?» diye sordu. Ben −Vallâhi biz vazîfemizi yaptık, üzerimize düşeni eksiksiz yerine getir­dik. Sonra başına gelen hâdiselerden korktuk da götürüp âilesine teslîm edelim dedik.» karşılığını verdim. Annesi −Ne olur bana O’nun başına gelenleri anlatın?» dedi. O kadar ısrâr etti ki anlatmak zorunda kaldık. Anlattıklarımız karşısında hiç de hayret etmedi. Bize −Zâten benim bu oğlu­mun insanı hayrete düşürecek pek çok hâlleri olmuştur. Onun için hiç endişelenmeyin. Ben de size O’nunla alâkalı gördüklerimi anlatayım.» dedi ve doğumu esnâsında meydana gelen hârikulâde hâlleri anlattı. Sonra da −Haydi O’nu bırakın ve gönül huzuruyla yurdunuza dönün!» dedi.” Heysemî, VIII, 221; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 278-279 Halîme Hâtun der ki “Abdülmuttalib, beni en güzel hediyelerle uğurladı. Ben yurduma târif edemeyeceğim kadar çok ve kıymetli mallarla döndüm. Muhammed, dedesinin yanında kaldı. Abdülmuttalib’e O’nun başından geçen her şeyi anlattım. Abdülmuttalib O’nu bağrına basıp ağladı ve −Ey Halîme! Hiç şüphesiz oğlumun şânı çok yüce olacaktır. Ben o zamâna erişmeyi ne kadar arzu ederdim!» dedi.” Beyhakî, Delâil, I, 145 PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN SÜTANNESİ VE KARDEŞLERİNE VEFASI Hazret-i Peygamber, süt akrabâlarına karşı ömür boyu vefâkâr davranmıştır. Halîme Hâtun’u her gördüğünde “Anneciğim! Anneciğim!” der, kendisine candan muhabbet ve hürmet gösterir, ridâsını üst elbisesini yere serip üzerine oturtur, bir isteği varsa hemen yerine getirirdi. İbn-i Sa’d, I, 113, 114 Halîme Hâtun, bir gün Peygamber Efendimiz’i görmek için Mekke’ye gelmişti. Efendimiz o vakit Hazret-i Hatîce ile evli idi. Halîme Hâtun’u misâfir ettiler ve güzelce ağırladılar. Hazret-i Halîme, yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı. Fahr-i Kâinât Efendimiz, Hazret-i Hatîce ile konuştu. Hatîce vâlidemiz ona kırk koyun ile binmek ve yüklerini taşımak üzere bir de deve hediye etti.[3] Mekke’nin fethi esnâsında Resûlullâh Ebtah mevkiinde iken Halîme Hâtun’un kız kardeşi onu ziyârete gelmişti. Bir dağarcık içinde keş peyniri ve yağ gibi şeyler hediye etmişti. Allâh Resûlü ona hemen süt annesini sordu. Vefât etmiş olduğu söylenince Peygamber Efendimiz’in gözleri yaşla doldu. Geride kimleri kaldığını sordu. Daha sonra da bu hanıma elbise giydirilmesini, bir deve ve iki yüz dirhem gümüş para verilmesini emretti. Kadıncağız sevinçle yurduna dönerken “–Sen, küçükken de büyüdükten sonra da ne güzel kefîl olunan ve bakılansın!” diyordu. Vâkıdî, II, 869; Belâzurî, I, 95 [1] Süveybe Hâtun, Hazret-i Hamza ve Ebû Seleme’yi de emzirdiği için bu sahâbîler Allâh Resûlü’nün süt kardeşi idiler. İbn-i Sa’d, I, 108-110 [2] Zemahşerî, VI, 240. [3] İbn-i Sa’d, I, 114. Kaynak Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları İslam ve İhsan Peygamber Efendimizin süt anneye ne zaman verildi?0-4 yaĢ→ Süt annesi Halime‟de kaldı. 4-6 yaĢ→Annesi Amine ile kaldı. 6 yaĢ→ Annesi vefat etti. 6-8 yaĢ →Dedesi Abdulmuttalip ile kaldı. 8 yaĢ → Dedesi vefat süt anneye nasıl verildi?Bu gece, Resûlullah dünyâya gelince, Süveybe ismindeki cariyem, bunu bana müjdelemişti. Ben de, sevincimden, bunu âzâd etmiş ve O'na süt annelik yapmasını emretmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor dedi.” O zamanda Mekke halkı, âdet olarak, çocuklarını bir süt anneye Efendimizin süt annesi kim?Halime, İslam peygamberi Muhammed'in süt annesi ve İslam tarihindeki önemli kadın şahsiyetlerdendir. Halime, Hevâzin kabilesine mensuptur. Kocasının künyesi Ebu Kebşe olduğu için, o da Ümmü Kebşe künyesiyle anılmaktadır. Halîme es-Sa'diyye adıyla Efendimizin süt kardeşinin adı nedir?Peygamber Efendimizin kaç süt kardeşi vardır isimleri nedir Halime ra tarafından süt kardeşleri; Abdullah b. Hâris, Üneyse bint-i Hâris, Şeyma bint-i Hâris'tir ra. Süveybe Hatun tarafından süt kardeşi ise Hz. Hamza'dır ra.Hz Muhammedin annesi vefat ettiği zaman kaç yaşındaydı?Peygamber Efendimiz yaşındayken annesi vefat edince 8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib'in yanında vefatından sonra amacı Ebu talib'in himayesi altında birkaç gün hangi Hanım tarafından Emzirildi?Doğmadan önce babası Abdullah vefat etti. 22 Nisan 571 tarihinde dünyayı şereflendirdi. Doğunca birkaç gün Amine Hanım tarafından emzirildi. Süveybe Hanım adında bir sütanneye Muhammed kimdir vikipedi?Muhammed doğum adıyla Muhammed bin Abdullah; Arapça مُحَمَّد, Arapça telaffuz [muħammad]; y. 570 – 8 Haziran 632, İslam'ın kurucusu ve peygamberi olan Arap dinî, askerî ve siyasi liderdir. Yazı dolaşımı Hz. Muhammed neden süt anneye verilmiş olabilir kısaca yazınız Hz. Peygamber'in doğduğu dönemde Arap eşraf aile çocuklarının süt anneleri tarafından emzirilmesi süre gelen bir adetti. O dönemde kimi ailelerin çocuklarının çölde yaşayan süt anneleri tarafından alınıp emzirilerek yetiştirildikten sonra ailelerine teslim edildiği aktarılmaktadır. Bir çok nedeni olmakla birlikte Hz. Peygamber'in süt anneye verilme nedenlerinden bazıları maddeler halinde şunlardır Mekke’nin iklimi, çocuklar için uygun değildi, bebekler yoğun sıcağa dayanamıyorlardı. Yaygın hastalıklar ve veba salgını da Mekke’de eksik olmuyordu. Bebekler sık sık hastalığa yakalanıyor ve bu hastalıklardan bazıları ölümle sonuçlanabiliyordu. Çöl halkı daha fasih bir Arapça konuşuyorlardı ve ahlak açısından daha temizdiler. Mekke’nin seçkin aileleri çocuklarının fasih bir dile sahip olmaları ve hayatlarının altın çağı olan 0-4 yaşı ahlaken daha temiz bir ortamda geçirmelerini istiyorlardı.. Peygamber Efendimiz; Hz. Muhammed neden sütanneye verildi? Peygamberimizin sütanneye verilmesinin âlimlerinin ittifakla haber verdiklerine göre o vakitler Benî Saʻd çölleri kıtlık ve kuraklıkla mücâdele ediyordu. Hz. Halime, Peygamber Efendimiz’i kucağına alınca sütü bollaştı, evine bereket yağdı, deve ve koyunlarının karnı doydu ve etrafı yeşerdi. Efendimiz orada bulunması, kuru çöller için yağmurdan ve pınarlardan daha bereketli oldu. Zîrâ O, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti.[1] Bu irhâs[2], Rasûlullah Efendimiz’in bebekken bile şânının yüceliğine ve Rabbi katındaki mertebesinin ulviyetine delâlet eder. Efendimiz bu bereketini gören âile halkı O’nu daha çok sevmiş, O’na daha fazla şefkat göstermiş, hep güzel muâmelede bulunmuş ve kendi evlatlarından daha fazla îtinâ göstermişlerdir. Böylece Cenâb-ı Hak, Rasûlü’ne ikrâm etmiş, O’nun için son derece güzel imkânlar hazırlamıştır. Âlemlere Rahmet Efendimiz Sa’d Oğulları arasındayken sütkardeşleriyle birlikte koyun gütmüşlerdir. Peygamber Efendimiz vesilesiyle Benî Sa’d yurduna bereketlerin gelmesi bize gösteriyor ki, Allah Rasûlü Efendimiz’le teberrük ve tevessülde bulunulabilir. Hatta Cumhur-i ulemâ ve fukahânın icmâına göre sâlih ve müttakî kişilerle ve Efendimiz akrabalarıyla tevessülde bulunarak dua etmek, bu vesileyle Allah Teâlâ’nın duâmızı kabul edeceğini ummak da müstehaptır. İslâm şeriatımız bunu bize öğretmiştir.[3] Hz. Halime baştan Fahr-i Kâinât Efendimiz’i almak istememiş ama daha sonra O’nu aldığına çok memnun olmuştur. Demek ki “Hayır, Allah Teâlâ’nın bizim için seçtiği şeydedir.” O zamanlar yeni doğan çocukların sütanneye verilmesi âdet olmuştu. Bunu sıhhat ve fesâhat için yapıyorlardı. Mekke-i Mükerreme iki dağ arasında çok sıcak bir yerdi. Yüksek çöllerin güzel havası ise çocukların sıhhati için daha elverişli idi. Bir de Arapça en güzel bedevîler arasında kullanılıyordu. Onların yanında yetişen çocukların lisânı daha fasih oluyor, Arapça’yı daha güzel konuşuyorlardı. Bir de çocukları şehir hayatının kötülüklerinden uzak tutmak, mutedil ve temiz bir ahlâka sahip olmalarını sağlamak için çöle gönderirlerdi. Dipnotlar [1] el-Enbiyâ, 107. [2] Nübüvvetle vazifelendirilmeden evvel peygamberlerden sâdır olan hârikulâde hâdise. [3] el-Bûtî, Fıkhu’s-Sîre, s. 46. Kaynak Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi. İslam ve İhsan

hz muhammed neden süt anneye verildi